SÜKUNET ALEME HAYRANLIKTIR


Bir şarkı sonrası şekillenir bazı cümleler:
"Ben kuşlardan da küçüktüm bir gece vaktiydi/ Aşk tuttu elimden benim
Geçtim düşler sokağından bir gece vaktiydi/ Ceplerimde hacı yatmazlar
Yağmur yağsa, uykum kaçsa/ Bir kuş konsa badi parmağıma
Ağlardım bir başıma...
Sevdadandır, sevdadandır/ "Sevdadandır" dedi annem, "aldırma"
"Aldırma, gel yanıma"

Pek severim eskimeyen şarkıları, kalbe dokunan nağmeleri, o doksanların, seksenlerin yüreklerini
Böyle ince ince, zarifçe söylenen melodiler dinlendirmiş bizi.
Eski şarkıları dinleyince bunu daha iyi hissediyorum.
Şimdilerde her şey yüksek seste, insanlar avazı çıkana kadar bağırıyor, melodiler cızır cızır kulak tırmalıyor.
Koca koca laflarla, şiddetli volümde... Tüm çığlıklar aynı ağızdan çıkıyor gibi aynı cümleler yeyip bitiyor içimizi.
Bütün parmaklar karşısındakini göstererek sallanıyor.
Üstelik sesler o kadar yüksek olmasına rağmen, kimse kimseyi duymuyor.
Hızlı akışın için de gözden kaybolanlar var bir de;
Yetemediğimiz insanlar, yetişemediğimiz kalpler...
Fısıldayarak seslenenleri zaten duymuyoruz.

Kalabalık göz gözü görmüyor, gürültüden oluşan toz bulutundan...
Dağların eteğindeki patikaların yolunu görmeden ilerliyoruz.
Küçücük gam derelerinde aynı yöne doğru akıyoruz. Kalp kırıklıkları onarıcı tamirciler arıyoruz.
Benim şu kalbe de bi el atsana usta! diye ustası olmayan insanlara biriciğimizi teslim ediyoruz.
Demirdenmiş gibi kızgın ateşle yakıyor, vuruyor ,defalarca vuruyor...
Cayır cayır yanan kızgın kalbi buz gibi sulara atıyor.
Ha bir de o dipsiz sular, Oysa yüzme biliyor mu sormuyor...
Her işin erbabı bilir değerini; Değer mi ? Değmez mi ?
Varsın bir de sen hor gör bu garibi türküleri dilimizde geçip gidiyoruz.

Kalbimiz elimiz de, ciğerimiz yanık kokusu, tütüyorsa bir sebebi var naraları .
Dilimizde ekşi tatta, eski bir şarkı mırıldanıp yutkunuyoruz.
Sessiz mırıldanmalar, karalama defterine alınan notlar, Cemal Süreyya şiirleri...
Bir köşeye çekilip küsüyoruz. İnsan, onca bağırtının içinde sessizce fısıldayan birini istiyor.
Gürültü ne kadar çok olursa olsun bir fısıltı arıyor kulaklar.
Kalp kendisine usulca söylenen her sözü duyar.

Çünkü sessiz olan güzeldir.
Sessiz olan zariftir , incedir.
Sessizlik, yavaşça nezaketle...

Sadece hızımızın azalması değil bu!
Aynı zamanda bir telaşsızlık haline bürünme isteği.
İnsanlık ve an; ne zaman sessizlikle öğrenirse kendi yağında kavrulmayı,
işte ancak o zaman marifet sayacak özgürlüğü.
Yetişecek bir yerimiz yok inanın!

Sonra birden; Sevdalansam/ Sevda dadansa
Bir kuş konsa badi parmağıma, Ben kuşa baksam kuş bana...

Şu an burada ve anda olmanın tanığıyız. O geniş şimdinin içindeyiz.
Ruhunun nefes almasına izin ver çünkü:
Sükunet aleme hayranlıktır.

 

Yazarın Diğer Yazıları