Konya’nın Anahtarı Kim de? (Şehirlerin anahtarları)

Şehirlerin manevi tapusuna sahip, anahtarlarının kendilerine teslim edildiği insanlar vardır.

Şehirlerin anası Mekke, Kâbe vasıtasıyla direkt Allah'ın uhdesinde olup; Medine'nin anahtarı Hz. Muhammed (s.a.v) verilirken, Kudüs, Hz. İbrahim (a.s.)'a, İstanbul Ebu Eyyübe'l-Ensari (r.a.), Necef, Hz. Ali (r.a.), Bağdat, Ebu Hanife (r.a.), Semerkant, Ebu Mansur Maturidi (r.a.), Türkistan, Hoca Ahmet Yesevi (r.a.), Buhara, Muhammed Bahauddin Şah-ı Nakşibendi (r.a.), Ankara, Hacı Bayram Veli (r.a), Nevşehir, Hacı Bektaş Veli (r.a.)'ye teslim edilmiştir.

Misaller çoğaltılabilir.

Biz yaşadığımız şehir Konya'nın anahtarı üzerinde duracağız.

Lâdikli Ahmet Ağa ümmi ve büyük evliyadandır.

Kendisine ilm-i ledün verilmiştir.

Birçok konuda çok değerli tespitleri vardır.

Bunlardan birisi de bizzat canlı şahitlerinden bizzat duyduğumuz "Konya'nın Anahtarı” meselesidir.

Ladikli Ahmet Ağa'ya göre; Konya'nın manevi anahtarı Sadreddin-i Konevî'ye verilmiştir.

Hazret, Konya'ya dışarıdan gelen veya Konya'da yaşayıp ta uzun süre ayrı kalanların şehre geldiklerinde ilk olarak Konevî'nin türbesini ziyaret etmesi gereği üzerinde ısrarla durarak bu hakikate dikkat çeker.

Ekberî düşünce sisteminin kurucusu Sadreddin Konevî'nin düşüncesindeki merkezî kavram varlık, dolayısıyla Tanrı'dır. Buradan zorunlu olarak ulaştığı ikinci kavram insandır. Bunlardan hangisi öncelenirse öncelensin zorunlu biçimde diğerine ulaşılır. Çünkü insan olmadan varlığın anlamı olmayacağı gibi varlıktan ve Tanrı'dan söz etmek zorunlu olarak insandan söz etmek demektir. Konevî'nin düşünce dünyası tam anlamıyla bir insan ve Tanrı-varlık tasavvuruna dayanır. İnsan bu âlemde her şeyin esasıdır. Bu durum insanın, özellikle de bütün dönemlerde insân-ı kâmilin yegâne örneği sayılan Hz. Muhammed'e duyulan saygı ve onun dindarlığın temelini oluşturmasında kendini gösterir. Konevî'de Hz. Peygamber, salt bir ahlâk modeli veya bir Tanrı elçisi değil bunun yanı sıra ontolojik bir ilke ve prensibe dönüşmüş, onun zaman üstü kişiliği ve hakikati, varlığın gayesi oluşu Konevî sonrasında sûfîlerin temel konusu haline gelmiştir. Konevî'ye göre Hz. Peygamber âlemin hem varlık hem bekā sebebidir.

Konevî varlık ve rahmet arasındaki bir ayniyeti esas alarak âlemde kötülüğü reddeder. Bu mesele daha önce İbn Sînâ tarafından dile getirilmişti. Bunun doğal bir yansıması âlemde var olan her şeyin Tanrı'nın bir inâyeti ve lutfuyla var olmasıdır. Böylece âleme ve var oluşa karşı iyimser bakış, Konevî'nin geleneksel tasavvufun önemli konularından zühde bakışından doğaya, âleme ve en geniş anlamıyla maddeye yönelik iyimser bakışında kendini gösterir. Bu iyimserlik, sûfîlerin dünyadan kaçma ve maddenin kötülüğü üzerinde odaklaşan çeşitli gnostik akımlardan ayrıştığı en önemli noktalardan biridir ve bu düşüncenin kuramcılarının başında Konevî gelir.

Fatih Sultan Mehmet'in cönkünde sürekli olarak "öğrenmeyi öğreten” dört kitap taşırdı:

1.İbn-i Sina-el- İşarat ve't-Tenbihat; Nazar yönteminin kurucu ve zirve metni.

2.Gazzali-Tehafüt-ü Felasife; Nazar yöntemine güçlü Eş'ari eleştiri metni.

3.Sühreverdi-Hikmet-ü'l-İşrak; Müşahede ve nazari geleneğin birleştirilmesini öneren İşrakiyye geleneğinin anlatır.

4.Sadreddin-i Konevi-Miftah'ul Gayb; Müşahede geleneğini merkezi alarak nazari geleneği yeniden yorumlayan ekberi geleneğin zirve metnidir.

Konya'ya ilk ayak basan misafirlerin veya Konya'da yaşayıp uzun süre ayrı kalanların selam verip ziyaret etmeleri için başta Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve diğer ilgili kurumların üzerine düşen çalışmaları yapmaları şehrimize değer katacaktır.

Sadreddin-i Konevi'nin türbe ve camisinin etrafında makro bir planlama ile Ankara Hacı Bayram Veli Camii çevresine benzer geniş çaplı bir iyileştirme-geliştirme faaliyetlerine en hızlı şekilde başlanmalıdır.

Miftah'ul-Gayb'ı, Mevlana Celaleddin Rumi'nin Mesnevi kitabı gibi farklı dillere tercüme edip, çok özel baskısını yapıp anlatmakla ilk adımlara başlanabilir.

Bu arada Konevi ile çağdaş olan Mevlana Celaleddin Rumi, Siraceddin Urmevi, Şems-i Tebrizi gibi zatlar da hepsi kendi alanında parlayan yıldızlardır. Konevi Mevlana'yı o kadar seviyordu ki, cenaze namazını kıldıracakken üzüntüsünden bayıldı, uzun süre kendine gelemedi.

"Viyana'ya Mesnevi okuyarak ve Buhara pilavı yiyerek gittik” diyen Yahya Kemal Beyatlı Mevlana'nın hakkını teslim etmiştir. Musalla Mezarlığı'nda medfun Anadolu Selçuklu Devleti'ne 25 yıl kadılık yapan Urmevi'nin yazdığı mantık kitabı Osmanlı Medreseleri'nde üç asırdan fazla okutulmuştur.

İktidar maddi, otorite manevidir.

İnayet, rahmet, bereket manevi dünyanın sultanları ve onların öğretilerini öğrenmek ve yaşamakla mümkündür.

Konya'nın ekberî bir gelişmeye yelken açması için; ekberî düşüncenin piri, şehrin pişdarı Sadreddin-i Konevi'yi daha çok anması, öğrenmesi ve onun düşünce sistemi üzerine kafa yorması gerekiyor.

 


Yazarın Diğer Yazıları