1 TABAK, 1 KAŞIK FAZLA KOYUN SOFRAYA BELKİ HALİL’İM GELİR

Çanakkale savaşı yılları. Edremit'te demirci Halil Usta oğlunu Çanakkale'ye cepheye göndermişti. Bir sabah evinden çıkarken hanımı HATİCE'ye dedi ki:

"Hatun, oğlumuz kuru fasulyeyi çok severdi ve sen de çok güzel yapıyorsun. Bugün canım kuru fasulye istedi. Akşama şöyle bir kuru fasulye pişir yanına da bir kuru soğan vur da yiyelim." Hanımının hayır dualarını alıp dükkana gitmek üzere evden çıktı.

Dükkanında işlerle uğraşırken öğleden sonraki saatlerde askerler geldiler.

-Selamın Aleyküm.

-Aleyküm Selam.

-HALİL ONBAŞI sen misin?

-Evet.

-Yaşın kırkı geçmiş ama Çanakkale geçilmesin diye senin de gelmen gerek, seni götürmeye geldik.

-Evlatlarım, kuzularım, vatana canım feda. Eğer uygun görürseniz eve gideyim, teyzenizle helalleşeyim.

-"Vakit yok! Çanakkale beklemiyor. Sevkiyat var, acele et. Hemen gitmemiz lazım. Dükkanı yan komşuya emanet et”. Dediler.

Halil Usta, dükkanını yan komşuya emanet etti ve Çanakkale' ye gitti.

Hanımı kuru fasulyeyi pişirdi, akşam oldu. Halil Usta gelmedi. Sonra haber gönderdiler:

" Eşin HALİL Çanakkale'ye gitti”.

Ertesi gün tekrar kuru fasulye pişirdi. Ertesi gün tekrar kuru. Günler günleri kovaladı, hanımı her gün eşinin isteği üzerine kuru fasulye pişirdi.

Aradan aylar geçti. Oğlu cepheden döndü. HALİL ONBAŞI dönemedi, şehit olmuştu. Hanımı her gün kuru fasulye pişirmeye devam etti.

Bir gün HALİL'im gelir diye hergün, hergün kuru fasulye pişirmeye devam etti.

Aradan yıllar geçti. HALİL onbaşının oğlu evlendi, çocuğu oldu, adını HALİL koydu.

O torun HALİL anlatıyor:

"Babaannem her gün kuru fasulye pişirmeye devam etti ve yaşı 90'ı geçti. Ninemin hastalığı ağırlaştı, ölüm döşeğinde yatarken evlatlarını torunlarını yanına çağırdı.

Dedi ki:

-"Oğullarım, yavrularım, kuzularım, ben şimdi Allah'a gidiyorum, bugüne kadar nikahıma ihanet etmedim. Babanızın, dedenizin son isteği kuru fasulyeydi. Belki siz bazen anlamsız buldunuz ama ben her gün kuru fasulye pişirdim ve her gün gözlerim kapıda gözlerim pencerelerde HALİL'imi bekledim. Her gün 1 tabak, 1 kaşık fazla koydum sofraya, belki HALİL gelir diye. Siz bazen anlam veremediniz belki ama eşimin benden son isteğiydi.

Şimdi gidiyorum, gelinlere söyleyin. Bu evde kuru fasulye pişmeye devam etsin. Annelik hakkım. Size vasiyetim, hakkımı helal etmem. Gücünüz nispetinde her gün kuru fasulye pişirin. Her gün 1 tabak, 1 kaşık fazla koyun sofraya belki HALİL'im gelir. Uzak yollardan gelir, yorulmuştur. Gelirse söylersiniz: Baba, dede, eşin seni hep bekledi, yollarını hep gözledi.

Ömrü boyunca her gün kuru fasulyeni pişirdi, tabağını, kaşığını sofraya koydu, seni bekledi. Babaanne vefat etti, vasiyeti tutulur, sofraya 1 tabak fazla konur.

Vefa böyle bir şey işte. Sadakat; pörsümeyen, eskimeyen, zamanı geçmeyen, güncelliğini kaybetmeyen ilahi bir duygu. Evlenirken;

  1. emri, Peygamberin kavli” sözünün hikmeti bundan başkası değil. Ne mutlu sadık olanlara, ne mutlu vefasızlık etmeyenlere.

 

Kaybettik!

 

Hoş kahveler içtik, dost hanesinden,

Telve dilde kaldı, nazı kaybettik,

Muhabbete daldık, şahanesinden,

Dost mazide kaldı, özü kaybettik!

 

Çok yakılar sardık, dert gitsin diye,

Merhemlerden sürdük, berkitsin diye,

Onulmaz yarayı, terk etsin diye,

Güzel temenniyi, sözü kaybettik!


Eğlendik ve güldük, safiyane hep,

Canana göz olduk, sahiyane hep,

Ahbaba can bulduk, dahiyane hep,

Sabırlarımızı, nazı kaybettik!

 

Gülmeyi kâr kıldık, mutlu gün için,

Maskeyi yar bildik, kutlu gün için,

Dostla bahar bulduk, tatlı gün için,

Sevinç tasa oldu, bizi kaybettik!

 

Kalp sevgiyi sildi, tekliyor şimdi,

Sevgi rafta kaldı, bekliyor şimdi,

Nadide yerinde, saklıyor şimdi,

Hasretler içinde, sizi kaybettik!

 

Vefa!

Aslını ararım nerede saklı?
Semt ismi mi yoksa lafta mı vefa?
Özlemle beklerim vuslata aklı,
Sanal bir isim mi rafta mı vefa?

Masalda geçen Anka kuşu mu?
Aşılmayan dağın dik yokuşu mu?
Riyakâr sözlerin can yakışı mı?
Ovada yaylada Kaf'ta mı vefa?

İnsanı kandıran yalan sözde mi?
Manasızlıktaki sönen özde mi?
Sevgiler bitiren küllü közde mi?
Sahte yığınlarda safta mı vefa?

Yazılarımızda hecelerde mi?
Rüyalarımızda gecelerde mi?
Ulaşılamayan yücelerde mi?
Becerilemeyen afta mı vefa? (18TEMMUZ 2022)

 


Yazarın Diğer Yazıları