SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
Şehir Diplomasisinde Tarihi Konya Zaferi
KIYAMETE KADAR TÜRKLERE VERİLEN GÖREV “KÂBE MUHAFIZLIĞI”
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
IBAN hesaplarıyla ilgili yeni düzenleme yolda
TÜRKİYE’NİN ÇELİK ZIRHI: CUMHUR İTTİFAKI...
Mezuniyet Törenleri ve İkiyüzlülüğümüz
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
“İYİ Kİ VARSINIZ“
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
12 Eylül evvelinin en hareketli simalarından, Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Akıncılar hareketinin önemli isimlerinden biri olan Nevzat Arabacı, yakalandığı koronavirüs nedeniyle Hakk'a yürüdü.
Nevzat Arabacı'nın cenazesi 13 Ağustos'ta ikindi namazını müteakiben Namazgahta kılınan cenaze namazının ardından, Musalla Mezarlığına defnedildi.
Nevzat Arabacı'yı, Konya'da bir lisede tanıdım. Hayatını, çektiği sıkıntıları, acı hayatını kendi dilinden dinleyelim;
"Sivas'ın Divriği ilçesinde 1947 yılında fakir bir ailede dünyaya geldim (1978 yılında milletvekili olmak için bir yaş büyüttüm 1946 oldu) dört kardeşiz. İlkokulu ve ortaokulu ilçede okudum. İlçemizde lise olmadığı için ilçenin varlıklı ailelerin çocukları, Sivas'a veya başka vilayetlere liseyi yatılı okumak üzere giderlerdi. Ben bu imkândan mahrum olduğum için, İstanbul'da ikamet eden halamın yanına gittim. İstanbul Ortaköy'de, Kabataş Erkek lisesine gecikmeli olarak kaydoldum. Lise biri Kabataş'ta okudum. Halamın vefat etmesi üzerine, ikinci sınıfı devlet demiryolu adına yatılı olarak Erzurum Lisesi'nde okumaya başladım, Erzurum Lisesinde ilk başladığım sıralarda derslerime güzel çalışıyordum, iyi bir öğrenciydim fakat bir gün sabah mütalaasında geç geldim. Bana sordular "niye geç geldin?” diye. "Sabah namazını kıldım geciktim" dedim. Beni şikâyet ettiler, sabahleyin müdür baş muavininin odasında 3-5 öğretmen beni aralarına aldılar, niye geç geldin "namaz kıldım” dedim.
O an beni dövmeye başladılar Ama öyle bir dövme ki, biri vurdu birine verdi, biri vurdu diğerine verdi. Ağzımdan burnumdan kanlar akıyor, 16 veya 17 yaşındayım niye dövüyorlar, neden dövüldüğümü o günkü şartlarda hiç anlayamadım, ileriki yıllarda üniversitede olgunlaştığım zaman onların, beni sadece sabah namazından dolayı dövdüklerini beni irticacı, gerici kabul ettiklerini anladım. Çünkü o kadar dövülmem için hiçbir sebep yoktu. Edebiyat öğretmenimiz Saniye Hanım, geldi, Allah rahmet etsin.
Beni onların elinden sanki bir sevgili anne çocuğunun kurtarır gibi onlardan aldı. Ama burnum ağzım kırık ve bir gün sonra mı, öğlen vakti mi bilmiyorum okul müdürü beni çağırdı. Okul müdürünün lakabı da vardı. Lakabına uygun adamdı, lakabını söylemeyeyim. O da beni odasında temiz bir şekilde dövdü. Okulun lojmanında oturuyordu, babası da sakallı bir adamdı. Ama Anadolu'dan yeni gelmişim, bir öğretmenin dinsiz ateist olduğunu İslam düşmanı olduğunu bilmiyorum, aklıma bile gelmiyor öyle bir şey de düşünmüyorum. Fakat bu dövmeden sonra artık okuldan soğumuştum, böyle bir muamele hiç görmemiştim. Bir gün, Fransızca dersinde dövenlerin başındaki öğretmen, derse geldi. "Kitapları çıkar lan” dedi, "çıkarmıyorum” dedim. "Dışarı çık” dedi, "sen de gel dışarı” dedim, dışarı çıktık, kapıştık.
Ben biraz İstanbul'da boks yapmıştım ve duvara çarptım. İri yarıydı. İşler karıştı, o günden sonra tekrar dövmeye başladılar, Ben dersleri tamamen bırakmıştım artık ders çalışmıyor, mütalaada oturuyor gürültü yapıyordum. Okuldan atsınlar istiyordum. Lala Paşa Camiine gidiyorum orada medresede İmdat Kaya ile oturuyordum. Onu dinliyordum. Sinemalara gidiyorum beni çağırıyorlar neredeydin, gittiğim yeri olduğu gibi söylüyorum bazen bana kimler var diye soruyorlar, siz bulun diyordum. Onları asla söylemiyorum. Babama yazıyorum "Beni buradan al” babam fakir adam, Devlet Demir Yollarının adına okuyorum. Artık dersleri bıraktım yalnız Saniye Hanım'ın dersine şöyle böyle çalışıyorum utancımdan hürmetimden dolayı diğer derse bir gelmiş sıfır gelmiş aldırmıyorum. Okuldan atsınlar diye her şeyi yaptım ama beni okuldan atmadılar. Biz okulun arka tarafında artık işe yaramaz anarşist öğrencilerden olmuştuk. O sene öyle geçti, tabii sınıfta kaldık.
Divriği'ye geldim. Babam dedi ki tayini mi alayım Sivas'a tayin istedi. Sivas'a geldik, yabancı bir yer, tanımadığımız bir kültür, farklı yaşantı var orada. Okula başladım okuyorum güzel okuyordum ikinci sınıfı geçtim 3. sınıfta felsefe öğretmeni geldi, "Allah yok, peygamber yok" diyor. Onunla çatıştık. Karadenizli astronomi hocası ve tarihçi ile çalıştık, pislik adamlardı bunlar. Yine adımız serseri oldu. Eğitim Enstitüsüne müracaat ettik, koca okuldan üç kişiye sınav hakkı verilmedi, bunlardan biri de benim. Tarih, astronomi ve Fransızca'da bir yıl beklemeye kaldım bir sene gezdim. Bana dediler ki: "sen bu okuldan artık mezun olamazsın. Biz burada olduğumuz müddetçe”. Gittim Pertevniyal Lisesinden mezun oldum, geldim. Diplomayı Sivas'tan aldım. Liseden sonra okumamaya karar verdim. Çünkü biz o zamanlar liseyi bitirelim, askerliği subay olarak yapalım diyorduk. Bu niyetle okuyorduk, hayatta bize yön gösterenimiz yoktu. Öğretmenlerimizle talebeleri arasında muazzam bir açı vardı, öğretmenin yanına gidemezsin, öğretmene derdini anlatamazsın. Yüzde doksanı zaten karşımıza geçer, oruç yerler, öğretmenler için oruç tutmak ayıp bir şey.
(17 AĞUSTOS 2023)
SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
BİLMEK YETMİYOR
DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
UBUNTU
ULUSLARARASI İSLÂMÎ İSTİŞARE
MÜSLÜMANIN HAYATI HİCRETTİR
HAYATIMIZI NASIL GEÇİRİYORUZ?
HAYAT DEDİĞİMİZ
ACI BAŞLANGIÇ, HAYIRLI SONUÇ!
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ