BİR BAYRAM BÖYLE GEÇTİ

Bu günkü yazıma Mevlana’nın şu güzel sözüyle başlamak istiyorum:  
“ Beri gel, daha beri, daha beri
  Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
  Bu hır-gür, bu kavga nereye dek?
  Sen bensin işte, ben senim işte
  Ne diye bu direnme böyle?
  Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
  Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek 
  Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?
  Zengin yoksulu hor görür, ne diye? 
  Sağ soluna yan bakar, ne diye?
  İkisi de senin elin, ikisi de
  Peki kutlu ne, kutsuz ne?
 
  .....
 
  Dünyada nice diller var, nice diller
  Ama hepsinde de anlam bir
  Sen kapları, testileri hele bir kır
  Sular nasıl bir yol tutar gider
  Hele birliğe ulaş, kavgayı, hır-gürü bırak
  Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.”   
Bazen, bir söz, bazen bir bakış, bazen de beden dili… bize çok şey anlatır! Hayat; hayata yön veren ilkelerle doludur. Yeter ki bizlerde alma kabiliyeti olsun. Eğer bu kabiliyet yoksa, “kellim kellim la yenfa” (konuş konuş faydasız)  şeklinde olur. 
Edebiyat, edebi sözler, hakîmane ifadeler insanların; başıboş ve hızla tehlikeye giden hayatına fren görevi görür; sözü buraya getirmişken Mevlana’nın hayat iksiri sözlerinden birkaç örnek vermek yararlı olur;   
“Söyle bakalım, senin neyin var, ne elde ettin, denizin dibinden ne inciler getirdin?”
 “Mezarda bu göze toprak dolar. Mezarı aydınlatacak nurun var mı?”
“Ölüm günü, bu duygun kalmaz. Can nurun var mı ki gönlüne yar olsun?”
 “Ey ulu kişi! Dostları görmeye eli boş gitmek; değirmene buğdaysız gitmeye benzer.”
Hep düşünürüm; neden incitiriz? Ben bir insan isem, karşımdaki de insan. Eğer ben canlıysam, karşımdakiler de canlı. Eğer beni yaratan birisi varsa, karşımdakileri de yaratan var! O halde bu hay huy, bu tepeden bakma, bu yaralama neden? 
Çoğunlukla incinmeler, incitmelerle başlar. Ben birisini incitirsem, o da beni incitir! Şunu aklımızdan çıkarmamamız lazım; “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma”. Hatta bu hususta atasözü var; “önce iğneyi kendine, sonra çuvaldızı başkasına batır.” 
Her incitilenin, kendisini savunmaya hakkı var, bu ortamda her şeyi yapabilir. Benim özgürlüğümün bittiği yerde başkasının özgürlüğü başlar. Sonsuz özgürlük yoktur. 
İncinmemek için, sözlerimize dikkat etmek durumundayız. Bir kere, muhataplarımıza karşı “tehdit eder” konuşmalardan, “yargılayıcı” ifadelerden kaçınmalıyız. Kusur arayıcı, karalayıcı, tepeden bakan tutum ve davranışlar, karşımızdaki insanları incittiği için bizim de incinmemize sebep olur.
Kimse, durup dururken başkasını incitmez. Aynayı hep kendimize doğrultmamız gerekir. Başkalarını eleştirmeden önce; “benim ne eksiğim, ne kusurlarım var?” diye düşünürsek, iletişimde başarıya ulaşırız. O yüzden, “önce can, sonra canan” denir. Biz önce kendimize karşı sorumluluklarımızı bileceğiz ki, başkalarına söz söylemeye hakkımız olsun. 
Yunus ne güzel der;
“Söz ola kestire başı,
Söz ola kese savaşı,
Söz ola ağılı aşı,
 Yağ ile bal ede bir söz.” 
Yaratan; iki kulak, iki göz ve bir ağız vermiş; iki kere dinle, iki kere bak ve bir kere konuş. Hepsini de beyne yakın yaratmış; çok düşünsünler, düşünmeden konuşmasın, dinlemesin ve bakmasınlar diye! Düşünerek konuş, konuşmadan önce düşün. Konuştuklarımız; hem kendimize, hem etrafımıza ve hem de hayatıma zarar vermesin.

Yazarın Diğer Yazıları