YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
OSMANLI’YI KONYA KURDU
İki Yüzlü Muhafazakârlar ve Bir Adam Yaratmak
AFYONKARAHİSAR KİTAP GÜNLERİ
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
BİR GÜNE SIĞAR MI?
Ev gençleri sorunu ekonomik beka meselesidir
SU VE GELECEK
Çiğne/Hazmet/Düşün/Kendini Yeniden Tasarla!
Konyaspor’da artık bütün yollar finale çıkıyor…
Özbekistan’da “9 Mayıs Xotira va qadrlash kuni’’ Anma ve Saygı Günü, Hatıra ve Kıymet Verme Günü
Türkiye-Suriye Kalkınma Hattı
Yolun Sonu Kupa Olsun
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
5G NE KADAR GÜVENLİ?
AKŞAM OLMAKTA
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Bir taraftan Cumhurbaşkanımız, diğer taraftan Başbakanımız ve Bakanlarımız dünyayı adım adım dolaşıyor, Türkiye’yi daha fazla nasıl ileri götürebiliriz? 2013 yılı hedefine nasıl ulaştırırırz? Terörden, antidemokratik yapıdan nasıl arındırabiliriz? Şeklindeki sorulara cevaplar arıyorlar!
Dışişleri bakanımız sayın Ahmet Davutoğlu, bundan bir süre önce katıldığı bir programda gazeteci arkadaşın sorularını cevaplandırırken, “siyaset yorucu bir uğraştır. Çocuklarımın yüzüne hasret kalıyorum” demişti. Çocuğu ile sivil, kendine ait araçla dolaşmayı özlediğini dile getirmişti.
Geçenlerde; daha önce AK PARTİ il yönetiminde görev almış, bu döenemde görev almayan bir arkadaşla karşılaşmıştım. Sordum ona; “siyaset nasıl gidiyor?” diye. Cevabı; “siyaset çok yorucu, çok zahmetli. Ailemizin yüzünü göremiyoruz, eve hasret kalıyoruz.”oldu.
Başbakanımzın, “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” sözünü birçok insan yanlış anladı. Daha doğrusu anlamak istemedi. Zaten, yalnız bu sözü değil, birçok sözü yanlış anlaşılıyor! Başbakanın; “ak” dediğine muhalefet, mutlaka “kara” diyor!
Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın böylesine yorucu, böylesine yıpratıcı ve fedakarlık isteyen çalışma yapmaları, bir ülkeden diğerine koşuşturmalarını, içinde; ülke sevgisi, vatan aşkı, samimiyet, sorumluluk duygusu taşımayan her insan yapabilir mi? çalmayan, çırpmayan, “devletin malı deniz yemeyen domuz” anlayışıyla hareket etseydi, her seçimde üst üste, hem de oylarını artırarak iş başına gelebilir miydi? Sorumsuz olsaydılar halk teveccüh gösterir miydi?
Siyaset, yorucu uğraş! Ama tatlı uğraş! Bir o kadar da sorumluluk isteyen, sözünün arkasında durmayı gerektiren, istikrar isteyen bir uğraş! Hani bir söz vardır, “sabır acıdır meyvesi tatlıdır” denir. Siyaset de aynen bunun gibi. Türkiye’nin, hangi badirelerden geçtiğini hep birlikte görüyoruz. Ülkeyi karanlığa, kaosa dürüklemek, terörden başını kaldıramamasını sağlamak, insanları köle gibi kullanmak, halkı tepelemek, yargıyı siyasallaştırmak, her on yılda bir darbe yaparak demokrasiyi rafa kaldırmak! Hırsızlığın, kaçakçılığın, kara paranın arzı endam ettiği, doğru söyleyenlerin acımasızca öldürüldüğü bir ülkeden; ekonominin kayıt altına alındığı, ihracatın patladığı, demokrasinin rayına oturmaya başladığı, aydınlık bir ülkeye geçiş kolay olmamıştır. Bunun için gece gündüz çalışmak, uykuyu, istirahati bir kenara bırakmak, aileyi unutmak… gerekmektedir!
Devamlı söyleriz, hem de sloganlaştırırız; “vatanseverlik, Milliyetçilik, Ülkücülük, elini taşın altına sokmak, barışta ter dökmeyen savaşta kan döker…” deriz. Deriz de iş eyleme, aksiyona, harekete gelince bir kenara çekiliriz! Biz isteriz ki; “tenim nimette canım cennete”, “aşın koyusuna, işin kıyısına”, “çok konuşayım da, iş yapmayayım”… nerede bu bolluk? Hayatta hiç böyle bir uygulama var mı? Vermeden almak yalnızca Allah’a mahsustur.
Sen, ben, o, hepimiz en azından bize düşen görevleri tam olarak, eksiksiz ve hatasız yapıyor muyuz? İşlerimizde; hileye, hırsızlığa, yanlış yapmamaya, suçu başkasına atmamaya, en iyisini yapmaya alıştık mı? Vergilerimizi; eksik göstermeden, yanımızda çalıştırdığımız elemanların hakkını suiistimal etmeden, müşteriyi kandırmadan, hileli mal satmadan vazgeçtiğimiz zaman; helal lokma yemenin mutluluğu içinde hayat sürer ve ülkemizin kalkınmasında katkı sağlamış oluruz!
Olaylara baktığımız zaman; hep şikâyet, hep acınma, hep yakınma, hep kara bir tablo çizme! Bir an olsun empati kuruyor muyuz? Madalyonun öteki yüzüne hiç bakmıyoruz! Durmadan; “Hükümetin suçu, belediyenin kabahati, Bakanın, başbakanın, belediye başkanlarının günahı, Okul müdürünün hatası…” diyerek kendimizi sorumsuz, suçsuz, sütten çıkmış ak kaşık gibi görüyoruz!
En küçücük bir meselede bile bir araya gelemiyoruz! Mutlaka; “armudun sapı, üzümün çöpü” diyerek, suyu bulandırıyor, işi yokuşa sürüyoruz! Oluru, olmaz yapıyoruz! Sanıyoruz ki, hayat hep böyle; itirazlarla, karamsar tablolarla, köyümserliklerle devam edecek! Bardağın yarısına kadar boş diyerek kendimizi için için yiyip bitiriyoruz! Unutmayalım ki, mızrak çuvala girmez, eden bulur, azgın eşek sırt üstü düşer.
OSMANLI’YI KONYA KURDU
DOSTLARIN KALEMİNDEN (2)
DOSTLARIN KALEMİNDEN
SELÇUKYA, YENİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATTI
TÜRKLERDE EĞİTİM, EDEBİYAT VE ŞİİR
BAŞKASINI ELEŞTİRMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ ELEŞTİRİYE TABİ TUTALIM
TEMİZ TOPLUM KUR’ANCA TEFEKKÜRLE MÜMKÜNDÜR
OKULLARDA ŞİİR SEVGİSİ
KUR’AN’A UYSAYDIK, BU BADİRELER GİRMEZDİK!
NEDEN BU HALE GELDİK?