CEVAP BEKLEYEN SORULAR

 

Şu soruları kendimize soralım;
1. Kendimizi bildiğimizden beri insanlık yararına ne yaptık?
2. Allah'ın emri doğrultusunda mı gittik? Yoksa şeytanın yolunda mı?
3. Kul hakkı yedik mi? Hala yemeye devam ediyor muyuz?
4. Kur'an, hayatımızın neresinde?
5. Peygamber sevgisi özde mi? Sözde mi?
6. Ülkemiz için ne yaptık, ne yapıyoruz ve ne yapacağız?
7. Aile hayatımız; İslam'a uygun mu?
8. Çocuklarımızın sadece karnını mı doyuruyoruz? Manasını doyurma konusunda neredeyiz?
9. Tesettür deyince yalnızca başı örtmeyi mi anlıyoruz? Acaba baş örtüyü kazandık da tesettürü kayıp mı ettik?
10. İsraf konusunda neredeyiz?
11. Namazı camide, Haccı Kabe'de mi bırakıyoruz?
12. Zekat konusunda durumumuz nedir?
13. İslam'da en yakından başlanmak üzere davranış sergilenir. En yakınlarımıza yaklaşımımız nasıl?
14. Dünyaya niçin geldik? Görevimiz nedir?
15. Bu dünyanın geçici olduğunu biliyor, her gün ölenleri görüyoruz; Pekiyi ölüme hazırlık yapıyor muyuz?
16. Bizim asıl, ebedi yurdumuz Ahiret! İyi de oraya eli boş mu gideceğiz? Yola çıkarken, bir yere giderken bile azık hazırlıyor, azıksız gitmiyoruz da neden Ahiret hazırlığı içinde değiliz?

17. Bir günümüzü nasıl geçiriyoruz?

18. Hayatı; yeme, içme, gezme, uyuyup yatma, yazın gölgede, kışın soba ve kalorifer başlarında, sabahtan akşama kadar elimizde telefon, durmadan çetleşmek, sohbet adı altında geyik yapmakla mı geçiriyoruz?

19. Dünyaya değer verdiğimiz kadar Allah'ın emir ve yasaklarına itibar ediyor muyuz?

 

……………………….

 

Sorular sorular, cevap bekleyen ama cevabı verilmeyen sorular. Hep konuştuğumuz fakat nedense bir türlü çözüm üretmediğimiz sorular. Hayıflanmalar ancak sonu gelmeyen, bitmeyen hayıflanmalar!

Her şeyi kadere atmakta üstümüze yok. Kader adeta günah keçisi. İşlediğimiz günahları; "ne yapalım kaderimde bu varmış” diyerek kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi temize çıkarma tavırları. Her şeyi başkalarının sırtına sarmak da bir başka sıkıntımız! Ayağımıza taş değdiğinde; "Allah kahretsin, bu taşı buraya neden attınız? Böyle devlet olmaz…” hamakatındayız.

  1. taşın altına koymadan, şahsi olarak üstümüze düşeni yapmadan, benim de bu insanlara ve ülkeye borcum var, bu borcumu, bu görevimi yerine getirmek zorundayım… demeden kurtuluşumuz, sıkıntıdan uzak kalmamız mümkün değil.

 

 

 

 

Ensar Olamadık!

 

Ensar muhacirle, nasıl kardeşti?

Hepsi gerçek dosttu, akrandı eşti.

Elleri değil de, ruhlar birleşti,

Biz hala bir Ensar, olamadık ki!

 

"Müslümanlar kardeş”, der Kur'an'ımız,

"En güzelini ser”, der Furkan'ımız,

"Helal olanı ver”, der Rahman'ımız,

Biz hala Kur'an'la, dolamadık ki!

 

Mümini döveriz, dine söveriz,

Batıla; "gel, gel” der, Hakkı kovarız,

Hakikate bakmaz, yalan severiz,

Samimi Müslüman, kalamadık ki!

 

İnançlar kâğıtta, uygulanma yok,

Gözyaşı ağıtta, duygulanma yok,

Gerçeğe bakıp da, sorgulanma yok,

Hakikati asla, bulamadık ki!

 

Nebiyi dinledik, ashabı da hep,

Tâbiyi dinledik, ahbabı da hep,

Veliyi belledik, erbabı da hep,

Hiç birisinden ders, alamadık ki!

 

 

 

Bulamayabilirsin!

Ey vefasız sevgili Üzme canı bu darda,

Hasbi olan kulları bulamayabilirsin,

Gözyaşları içinde bir gün gelir arar da,

Gideceğin yolları bulamayabilirsin!

 

Dillerini har edip kalbe batırma sakın,

Ağyarları yar edip dostu bitirme sakın,

Nurlarını nar edip kana yatırma sakın,

Muhabbetli dilleri bulamayabilirsin!

 

İnsan insana muhtaç tek başına olamaz,

Eller ellerden üstün bir kenarda kalamaz,

Hak sevgisi ebedi hiçbir fani alamaz,

Cennet gibi illeri bulamayabilirsin!

 

Güllerini güzel tut dikeni batmasın hiç,

Gülistana sevgi kat kokusu gitmesin hiç,

Gönül dostlarımızla meşkimiz bitmesin hiç,

Eşkle dolu halleri bulamayabilirsin!

 

Yedi bölge dört iklim bir bedendir tek bir baş,

Aynı yolun yolcusu her birisi arkadaş,

Davaya baş koymuşlar vatan için tüm sırdaş,

O samimi elleri bulamayabilirsin! (30 KASIM 2022)


Yazarın Diğer Yazıları