DEPREM

17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden tam 20 yıl geçti. O yıl doğanlar, bugün 20 yaşında bir delikanlı. Çok canlar yandı, çok kıymetlerimiz heba oldu. Hala acıları dinmedi. Elbette deprem de, sel de ve diğer doğal afetler de Allah'ın takdiri. Bu hususta kimse bir şey diyemez. Bu konu, sözün bittiği yerdir. Takdiri ilahi karşısında boynumuz kıldan ince.

Tabii ki takdiri ilahidir tüm doğal afetler, ama bir de tevekkül denen, tedbir adı verilen, aklı kullanmayı gerektiren hususlar var. Rabbimiz; "Aklınızı kullanmaz mısınız?”, "Niçin düşünmezsiniz?” "Niçin yapmadığınızı söylersiniz?” "kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın”, "Düzeni bozmayın”…. diyerek bizleri uyarmaktadır. Sevgili peygamberimiz de; "tedbir gibi akıllılık yoktur” buyurur. Zira bu ilkelere uyduğumuz zaman ne depremler can yakıcı olur, ne sellere kapılırız, ne de hayatımızda olumsuzluklara yol açarız!

Depremler, göz baka baka geliyor. Tüm depremlerde ve doğal afetlerde bu kadar can ve mal kaybının tek sebebi; insanların vurdumduymazlığı, aymazlığı, daha çok kazanma hırsı, aç gözlülük, insana değer vermemekten kaynaklanmaktadır.

Depremler, felaketler; "geliyorum” diyor. Dere yataklarına, gevşek topraklara, tehlikeli yerlere, heyelana maruz arazilere ev kuranlara göz yuman belediyeler, depreme davetiye çıkartıyor. Bütün sorumluluk belediyelerin omuzunda. Elbette halk; ucuz, kelepir, hatta bedavaya getirerek ev kurma arzusundadır. Bu yüzden devlet arazisine, dere yatağına ev kurmak iin çareler arar. İyi de, belediyeler onlara neden ruhsat verir? Niçin üç beş kuruş maddiyat ve oy uğruna canlar feda edilir?

iş insanda başlar, insanda biter. Rabbimiz; imandan sonra ameli salih adı verilen güzel davranış, ahlaki hareket ve her şeyin en düzgününü yapmayı ister. Böyle yapanların huzur içinde olacağını belirtir. Hayatımızın cennet olması kendi elimizdedir. İslam dini bu ilkelerle doludur. Allah'a teslim olanların, kimseye ve hiçbir canlıya zarar vermesi mümkün değildir. Bu yüzden sevgili peygamberimiz; "Mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kimsedir” der. "Mümin”; güvenilen, itimat edilen kimsedir. Bunun için rabbimiz; "yeryüzüne inananlar (müminler) hakim olacaktır” buyurur.

 

Deprem

 

Gökyüzünde şimşekler çaktı, yıldızlar aktı

Bir anda dünyamız karardı, kıyamet koptu,

Ağlayan, inleyen canlar yürek kararttı

Yer gürledi, toprak yarıldı, cihan ağlattı.

Ya Rab, kurtar bu hengâmeden cümlemizi

Selden, yangından, depremlerden koru bizi

Kur'an nuruyla doldur, uyandır gönlümüzü,

Yalvarıyoruz Allah'ım, duy bu sesimizi

Bizler günahkâr kullarız, affeyle hepimizi.

Depremler, kıyamet provası, bilinsin hep,

O günden bugüne dersler alındı mı acep?

Rüşvete, kayırmaya engel olundu mu acep?

Merhametle, sevgiyle dolundu mu acep?

Binalardaki deprem gelip geçici, ne ki?

Yıkar, yenisini sağlam yaparsın belki,

Kalıcı deprem; gönülde, imanda inan ki!

Beyin felç, ruh dumurda, akıl iflas etmişse,

İnsanlar mankurtlaşmış, iz'an elden gitmişse,

Madde manayı boğmuş, irfan özden gitmişse,

Gözleri kin bürümüş, vicdan kalpten gitmişse…

Her günümüz depremdir, her anımız deprem,

İşimiz deprem, aşımız deprem, taşımız deprem..!


Yazarın Diğer Yazıları