DEPREMDEN ALINACAK DERSLER

Deprem, binlerce insanımızın yuvasını, moralini, rahatını… bozdu. Hem madden ve hem de manen bir yıkıntı yaşıyor depremzedelerimiz. Şükür ki insanlarımızın vefakarlığı, fedakarlığı, kucak açma, el ele verme ve destek olma özelliği var. Bu özelliktir ki enkazdan saatler ve günler sonra sağ çıkarılıyorlar.

Her şerde bir hayır vardır denir. Görelim Mevla neyler diye güzel bir ifade var. Kur'an'ı Kerim'de: "Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” hatırlatması yer alır. Baktığımız zaman Rabbimizin sözlerinin, insanların; huzuru, rahat yaşaması, sağlıklı bir hayat sürmesi, toplumda sevilen, sayılan, güvenilen, itimat edilen, sözü dinlenen, gönül insanı olarak yad edilmesi için hep bizim menfaatimize hatırlatma ve uyarılar yaptığını görürüz.

Evet depremden hangi dersleri çıkartmamız gerekir?

 

  1. Önceleri oturduğumuz evi beğenmezken şimdi çadıra ve konteynere sığınmak zorunda kaldık.
  2. Evimizde yemek biraz geç gelince olmadık sözü söylüyorduk eşimize, kızımıza ve etrafımıza seip gürlüyorduk. Depremde gelecek yemeği beklemek zorunda kaldık.
  3. Giydiklerimizi beğenmez ve yepyeni, modaya uygun olmasını isterken, şimdi kullanılmış ve başkalarından gelecek giysilere mecbur kaldık.
  4. Depremden önce sabır nedir bilmezken, depremde saatlerce, günlerce enkaz altında beklemek zorunda kaldık.
  5. Su ve yemeğe ihtiyacımız varken, bir gün susuz duramazken günlerce enkaz altında aç ve susuz durmayı öğrendik.
  6. Paramız, malımız, servetimiz varken, bir anda fakir, yoksul, muhtaç duruma geldik.

Demek ki "Düşmez kalkmaz bir Allah” dediğimiz husus buymuş.

Sair zaman "Mucize”ye burun kıvıran, "mucize de neymiş” diye bu ilahi emri görmezden ve duymazdan gelenler, enkazdan günler sonra sapasağlam çıkanları görünce; "gerçekten mucize” demek zorunda kaldı.

Bu yaşadığımız, asrın felaketi bizlere ne gibi mesajlar veriyor? Herkesin kendine düşen ibretlik yönleri nelerdir? Yalnızca bir yıkıntı mı? Sadece; "Allah kahretsin, böyle bina olmaz ki, bundan hükümet sorumlu, hemen seçim, erken seçim…”lafları etmek mi? Kendimizde suç aramayıp, başkalarını karalamak mı? Günah keçisi aramak mı görevimiz? Depremler veya tabii afetler bize bunları mı hatırlatıyor? Evlerimizde, sıcak odalarımızda, bilgisayarın başına geçip klavyelere, aklımıza gelen kelimeleri rast gele yazmak mı? Veya ağzımıza gelen sözleri pervasızca söylemek mi? nasıl olsa dilin kemiği yok, istediği yne döner diyerek insanları karalamak, onlara olmadık hakaretler etmek mi? Armudun sapı, üzümün çöpü deyip mangalda kül bırakmadan azgın, kudurmuş, ipini koparmış mahlukat gibi saldırmak mı?

İyi de bizim görevimiz ne? Biz insan isek, bu vatanın evladıysak, bu cennet yurdumuzda huzur içinde, kardeşçe yaşıyorsak bir şeyler yapmamız gerekmez mi?

  1. "Bir lokma bir hırka” anlayışı var. Aslında bu İslam'ın; "Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz” ilkesidir. Resulullah'ın; "veren olmak” uygulamasının günümüze yansımasıdır.

 

Yazımızı Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Tefviznamesi ile bitirelim

 

Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Ârif onu seyreyler
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Sen hakk'a tevekkül kıl
Tefviz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

 

Kalbin ona berk eyle
Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler

Hallak-ı rahim o'dur
Rezzak-ı kerim o'dur
Fa'al-ı hakim o'dur
Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler


Yazarın Diğer Yazıları