YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
OSMANLI’YI KONYA KURDU
İki Yüzlü Muhafazakârlar ve Bir Adam Yaratmak
AFYONKARAHİSAR KİTAP GÜNLERİ
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
BİR GÜNE SIĞAR MI?
Ev gençleri sorunu ekonomik beka meselesidir
SU VE GELECEK
Çiğne/Hazmet/Düşün/Kendini Yeniden Tasarla!
Konyaspor’da artık bütün yollar finale çıkıyor…
Özbekistan’da “9 Mayıs Xotira va qadrlash kuni’’ Anma ve Saygı Günü, Hatıra ve Kıymet Verme Günü
Türkiye-Suriye Kalkınma Hattı
Yolun Sonu Kupa Olsun
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
5G NE KADAR GÜVENLİ?
AKŞAM OLMAKTA
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Takvimler 17 Ağustos 1999'u gösteriyordu. Gece bir anda büyük bir gürültü koptu. Sanki kıyametten bir sahneydi. Her yer can pazarı. Etrafa kaçışanlar, korkanlar, ağlayanlar, sinir krizi geçirenler…
Adeta Marmara yıkıldı, hayaller suya düştü. 17 Ağustos Depremi, gerek nüfus yoğunluğu gerekse de ekonomik faaliyet açısından Türkiye'nin en önemli bölgesini etkiledi. Resmi rakamlara göre, depremde 18 bin 373 kişi hayatını kaybetti, 48 bin 901 kişi de yaralandı. 5 bin 840 kişi de kayboldu.
Acısının hala geçmediği belli. Rabbim bir daha böyle acılar göstermesin. Deprem, yangın, sel ve koronavirüs gibi afatlardan korusun.
Hiçbir insanımızın burnunun kanamasını kimse istemez. Bir insanın ayağına diken batması insan olanı üzer.
Deprem konusu gündeme gelince-ki gündemden hiç inmiyor- şu sorulara cevap vermemiz gerekir;
****
Yavaş Yavaş
Hayat zakkumdur, zehirli bir aş,
Her insan dertli, derdiyle yoldaş,
Hep kendine dost, kendine sırdaş,
Ömür bitiyor, bak yavaş yavaş!
Elin üşüyor, ayakların da…
Donar her yanın, şakakların da,
Yüzün soluyor, yanakların da.
Güneş batıyor, bak yavaş yavaş!
Ömrü elif kıl, ölümü öldür,
Hayat boyu gül, canları güldür,
Sırat denilen, bu doğru yoldur,
Zaman gidiyor, bak yavaş yavaş!
Cennete girmek, hep elimizde,
Çektiğimiz dert, şu dilimizde,
Günahkâr olan bu halimizle,
Hayat yutuyor bak yavaş yavaş!
Mal engel cana, makamlarsa yük,
Dünyalık emval, bu sınav büyük,
Sırtlarda günah, boynumuz bükük,
Mezar yetiyor bak yavaş yavaş!
Engeller Ruhta olmasın!
Sağlam görünenler, komada hasta,
Yeter ki engeller, ruhta olmasın,
Kim bilir belki de, elemde yasta,
Bitmeyen engeller, rahta kalmasın!
Engellilerimiz, hepsi canımız,
Aynı bedendir, aynı kanımız,
Ayrı gayrımız yok, bunlar yarımız,
Göz pınarlarımız, sahte dolmasın!
Toprağımız aynı, suyumuz aynı,
Bayrağımız aynı, huyumuz aynı,
Hep Âdem'den geldik, soyumuz aynı
Merhamet duygusu, ahı bulmasın!
Ne Hale Geldik?
Ruh ahvali değişti, sanki bilmece,
Güneşleri kaybolmuş, bitmeyen gece,
Tutacak el kalmamış, hepsi düzmece,
Güneşleri kaybolmuş, bitmeyen gece!
Tüm kalpler kapkaranlık, ruhsuz nedense,
Gönüller darmadağın, beyinde pense,
Fikirlere kelepçe, hiç değmedense,
Düşünce aydınlatsın, nur olsun gece!
Sözler kurşun atıyor, canı yaralar,
Dil şirazeden çıkmış, dostu paralar,
Birbirine karışmış, aklar karalar,
Ne zaman sabah olur, açılır gece?
OSMANLI’YI KONYA KURDU
DOSTLARIN KALEMİNDEN (2)
DOSTLARIN KALEMİNDEN
SELÇUKYA, YENİ BİR PROJEYE DAHA İMZA ATTI
TÜRKLERDE EĞİTİM, EDEBİYAT VE ŞİİR
BAŞKASINI ELEŞTİRMEDEN ÖNCE KENDİMİZİ ELEŞTİRİYE TABİ TUTALIM
TEMİZ TOPLUM KUR’ANCA TEFEKKÜRLE MÜMKÜNDÜR
OKULLARDA ŞİİR SEVGİSİ
KUR’AN’A UYSAYDIK, BU BADİRELER GİRMEZDİK!
NEDEN BU HALE GELDİK?