EMİR OLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL!

Sevgili Peygamberimiz; "Beni Hud suresindeki "Emir olunduğun gibi dosdoğru ol” ayeti yaşlandırdı buyurur.

Bu, elest bezmindeki; "Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusuna verilen en iyi cevaptır. Dolayısıyla her şeyden önce Allah'ın, Rabbimiz olduğunu idrak etmek, bu idrak ve şuur içinde hayatımızı sürdürmek, O'nun verdiği nimetlere karşı nankörlük etmemek, fiil, amel ve uygulama dediğimiz şükürden ırak kalmamak insanlığın gereğidir.

Şunu asla gözden uzak tutmamak ve gönlümüzden ayırmamak durumundayız; bizler anamızın karnından hiçbir şey bilmez olarak dünyaya geliyoruz. Sonradan her türlü imkânı Rabbimiz bahşediyor.

Nerden bakarsak bakalım. Nasıl düşünürsek düşünelim, her an Allah'ın kudretiyle karşı karşıyayız. Zira bir damla sudan (Spermden); dünyayı net olarak gören gözler, her çeşit sesi işiten kulaklar, derdimizi anlatabileceğimiz konuşma yeteneği, eşyaları rahatça tutabilmemiz, yemek yiyebilmemiz için eller, işe, okula, tarlaya, bahçeye… gidebilmemiz için ayaklar ve hepsini idare eden beyin vermesi az şey mi? Bunları sadece bir sudan yapıyor.

Kalbimiz, böbreklerimiz, midemiz ve tüm iç organlarımız doğduğumuz andan itibaren görevlerini yerine getiriyor. Asla; "yoruldum, tatil yapacağım, mola vereceğim” gibi bir itirazda bulunmuyor.

Yediklerimizi kana dönüştüren bir sistem var. Kan demek hayat demek. Beynimizdeki sinirler, dünyayı birkaç sefer dolaşacak kadar. Bu kadar uzun siniri küçücük bir kafa tası içine nasıl sığdırdı? İnsan, küçük alemdir.

İnsandan daha büyük, daha detaylı olan evrene baktığımız zaman harikalarla karşılaşırız. Gökyüzü, hiçbir direk, destek olmadan boşlukta duruyor. Yıldızlar dökülmüyor, ay düşmüyor, güneş şaşmıyor. O kadar matematiksel bir hesaplama var ki şaşmamak; "Emir olunduğu gibi dosdoğru olmamak” mümkün değil.

Güneş, dünyaya bir milim yakın olsa dünya sıcaktan yanar kavrulur. Bir milim uzak olsa dünya buz keser hayat son bulur.

Ay, dünyaya bir milim yakın olsa dünyayı sular kaplar, bir milim uzak olsa sular çekilir canlıların yaşamasına imkân olmaz. Dünyamız boşlukta dönmekte ve bu dönüşte ne denizler dökülmekte, ne de canlıların başı dönmektedir.

Bir civciv, yumurtadan çıkar çıkmaz annesi gibi yem yemeye, kanat çırpmaya başlar. Bunu ona kim öğretti? Kendiliğinden mi oldu bunlar?

Yılan balığı, yumurtlamadan önce kilometrelerce uzağa gidiyor yavruyu yumurtladıktan sonra orada ölüyor. Çıkan yavru yılan balığı, annesinin geldiği güzergâhı takip ederek anasının vatanına gidiyor, hayatını orada sürdürüyor. Bu hissi, bu yol bulma özelliğini ona kim verdi? Bu balığın muallimi kim? Kendiliğinden mi edindi bunları? Yoksa yaratıcı bir güç mü var?

 

İşte bu güzellikleri, bu özellikleri ve bu nimetleri düşününce; "Emir olunduğun gibi dosdoğru ol” ilkesi anlam kazanıyor. Tabii ki bu nimetler karşısında Rabbimize ibadet etmemiz, O'nu Rab olarak tanımamız ve verdiklerine teşekkür babında ibadet etmemiz gerekiyor. Bunun için şöyle buyurulur;

"Ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et”, "Ben cinleri ve insanları yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım” diye hatırlatma yapıyor.

Akıllı bir insan; verilen nimetlere, yapılan ihsanlara, sunulan ikramlara karşı ilgisiz kalamaz. Hayatı; vur patlasın, çal oynasın şeklinde düşünemez.

 

 

Allah'ın İşi!

 

Şu evren bilmece, insan zerresi,

En büyük yaratış, Allah'ın işi,

Hakkın kudretidir her bir küresi,

Yoklardan var ediş, Allah'ın işi!

 

Oku da incele, yaz muammayı,

Tefekkür ederek, çöz muammayı,

Hesap eyle gözet, öz muammayı,

Kendine yar ediş, Allah'ın işi!

 

Erenler ikramı, elden düşürmez,

Allah'ın adını, dilden düşürmez,

Âşık aşka gelir, halden düşürmez,

Cananı ar ediş, Allah'ın işi!

 

Bu hayat kitabı, okunasıdır,

Yapılan hatalar, yakılasıdır,

Günahtan cürümden, sakınasıdır,

Şeytanı har ediş, Allah'ın işi!

 

Rabbin sözlerine, aymaz değiller,

Kur'an mesajına, uymaz değiller,

Rahmani kelamdan, caymaz değiller,

Mihmanı kâr ediş, Allah'ın işi!

 

Bir Allah Var!

Akan suyun zerresinde,

Hayat veren bir Allah var,
Şu dağların zirvesinde,
Hakkı yazan bir Allah var!

 

Ağaçların yaprağında,
Dünyaların toprağında,
Caddesinde sapağında,
Desen çizen bir Allah var!

 

 

 

 

 

Her gün her an heyecanla,
"Ya hu” diyen her bir canla,
Zikir eden tüm cananla,
Dertler çözen bir Allah var!

 

Dilârânın kelamında,
Dilrubânın selamında,
Muhabbetin meramında,
Dostça gezen bir Allah var!

 

Yiğitlerde tüm erlerde,
Sabah vakti seherlerde,
Hasret dolu bu yerlerde,
Kulu sezen bir Allah var!

 

Ayet ayet surelerde,
Zaman zaman sürelerde,
Gezdiğimiz yörelerde,
Gönle sızan bir Allah var!

Yazarın Diğer Yazıları