İNSANLIK MANZARALARI!

 

Her felaket bize mesajlar verir. Felaket geçince hayatımızı daha istikrarlı hale getirmek, insani tavrımızı fazlalaştırmak. İyiliklerimizi, ihsanımızı, irfanımızı, infakımızı artırmak, dünya dağdağasından sıyrılıp insan oluşumuzun farkına varmak, maddeperestlikten kurtulmak, Şeyatnın adımlarını takip etmemek, Tağutun uşaklığını yapmamak, Firavunvari tavır sergilememek… Firavunlar içinde Musa olmak, Nemrut kavmi arasında İbrahimce kalmak, Müşrik toplumun arasında Muhammedi tavır takınıp, "Emin” sıfatını kazanmak, Elest bezminde verdiğimiz; "Bela” ikrarının arkasında durmak.

Bunlar, dünyanın neresine gidersek gidelim her zaman olması gereken şeyler. Ama bu depremde bizi hem gülümseten hem de ders çıkarmamıza vesile olan bazı hususlar da oldu.

Saatlerden sonra göçük altından çıkartılan kız çocuğu kurtarma ekiplerine:

"Siz eve nasıl girdiniz?” diye sorar. Ekip;

"Pencereden girdik. Bak burada cam kırıkları var” cevabını verir.

Bir başkasının;

"Annemi de kurtarın” yakarışı. Çıkartılanların ekserisi kendinde değil. Kolay mı, saatlerce göçük altında kalacaksın, betonun verdiği soğukluk, ortamın soğuğu, depremin yaşattığı korku, endişe ve moral bozukluğu…

Bütün ekip çab sarf ediyor, enkaz altından canlılara ulaşmak için zamanla yarışılıyor. Soğuk, gece karanlığı vız geliyor. Tek bir gayesi var kurtarma ekibinin; saat kaç olursa olsun, vakit nasıl gelişirse gelişsin enkaz altında kalan bütün insanlarımıza sağ salim ulaşmak. Bir canı bile ölmeden kurtarabilmek.

Gün, yardımlaşma günü. Gün kardeşlik, dayanışma günü. Kim olduğuna, nereli olduğuna, memleketine, cinsiyetine, ırkına, dinine, rengine bakmadan herkese kucak açmak. Yaraları sarmak, veren el olmak. İnsanlığın ete kemiğe bürünmesi. Sözün bittiği yer buralar. "amasız”, "fakatsız”, "şartsız” olarak hiçbir ön yargıya girmeden, kimseyi yargılamadan ihsan anlayışını devreye sokmak.

Enkaz da olsa, deprem canların üstüne en şiddetli biçimde ölüm de kussa, anne, anneliğini gösteriyor. Enkazın altından 56 saat sonra çocuğunu emziren anne çıkıyor sapasağlam. Bunun izahı olabilir mi? Bu, tarifi olmayan, ancak gözyaşıyla izleyebileceğimiz bir manzara. Diyeceğimiz; "Rabbim, isterse sular büklüm büklüm burulur” dediği gibi Necip Fazıl'ın, Allah isterse günlerden sonra canlı olarak çıkartır. Hatırlayalım Ashab-ı Kehf'i. Onlar ki 300 sene uyumuş, bu kadar zamandan sonra uyanmış ve karınlarının acıktığını hissetmişler…gelin bunu salt akılla çözün! Burada akıl, Mevlana'nın dediği gibi; "çamura düşmüş eşeğe benzer, debelendikçe batar.”

Yine depremden bir başka hikâye, genci sapasağlam çıkartan kurtarma ekibine;

"Ben şimdi haberlere mi çıkacağım?” diye sorar. Ekip;

"Evet, haberlere çıkacaksın” cevabı herkesin gülüşmesine sebep oluyor. Bir başkası sürünerek enkaz altından çıkmaya çalışıyor. Görülmeye değer manzaralar; yaşlısı, kadını erkeği, çocuğu…Hepsinin gözünde endişe, hepsinde korku. Yalnız bir şey var; bütün insanlarımız mütevekkil bir şekilde olanlara anlam vermeye çalışıyor.

Herkes deprem yerinde. Dünya Türkiye'ye yardım etmek için seferber. Zaman dostluğun, kardeşliğin, el ele vermenin, yaraları sarmanın zamanı.

Ölenlerin sayısı fazla. Rabbim, hepsine rahmet eylesin. Devletimiz güçlü. Bunun da hakından gelir. Vatandaşlarımız, vatan ve millet sevgisiyle can siperane çalışma sergiliyor. Tezgahlarda battaniye dokuyanlar, meslek liselerinde varilden soba yapanlar, Çocuklara yönelik ihtiyaç malzemeleri üreten ve gönderenler.

 

"Benden 1000 çift ayakkabı, bot” diyerek gece gündüz üreten hayırsever kardeşlerimiz.

"Ben de firma olarak bütün yemek ekibim ile birlikte deprem bölgesine yemek yapmak, karın doyurmak için gidiyorum. Şu an yola çıktık.” Deyip gözyaşları içinde bu vahim hadiseyi anlatan gönül dostları.

Türkiye'nin kalbi deprem bölgesinde. İnsanları kurtaran kurtarma ekibinin sevinç gözyaşları.

 

Çok Günahı Var!

 

Garip gurabanın bizde ahı var,

Hali sormayanın çok günahı var,

İçinde bir boşluk her gün vahı var,

Candan sarmayanın çok günahı var!

 

Allah'ı anlatıp şuur vermedik

İçtenlikle sevip gönle girmedik

Mana kapısından bakıp görmedik

Öze varmayanın çok günahı var!

 

Her zaman nefret ettik hep dışladık,

Hiç örnek olmadık sıkça taşladık,

Her an iteledik ve de fişledik,

Gönle girmeyenin çok günahı var!

 

Kalbe sevgileri aktıramadık,

Kur'an'a saygıyla baktıramadık,

Barış ışığını yaktıramadık,

Şuur vermeyenin çok günahı var!

 

Samimi olmadık riyaya koştuk,

Kur'an'ı bıraktık batılla coştuk,

Dünya yalanına şaştıkça şaştık,

Hakka ermeyenin çok günahı var!


Yazarın Diğer Yazıları