Özbekistan’da 14 Şubat ve Babürlülerin Kurucusu Zahîrüddîn Muhammed Doğum Günü
Sanal Kumar Ekonomi ve Gençliğimiz İçin Beka Meselesidir
GÜNAH ADASININ ARKASINDA YATAN GERÇEKLER
MOTOSİKLET KAZASI!
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GÜÇLÜ OLMAYA MECBURUZ.
Yusuf Tekin istifa mı etsin?
AKLINI VE ALNINI TERLETENLER
Suriye çadır kent sorunu
CHP’nin Eksiye Yürüyüşü
MİHALGAZİ BELEDİYE BAŞKANI ZEYNEP GÜNEŞ AKGÜN YALNIZ DEĞİLDİR.
ANNECİĞİM
ŞEMSİYENİ AÇ
Galibiyet Yine Yok ama Çok Yakın
Sahada futbol devamında umut vardı
Deprem Fırsat mı, Tehdit mi?
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
İrfan ve arif, tasavvufi bir terimdir. Ethem Cebecioğlu'nun; Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğünde Ârif şöyle tarif edilir; İrfan sahibi. Allah'ı gerçek yönüyle bilen kişi. Ârif, Âlim gibi bilen manasına gelirse de, ondan farklıdır. Âlim, ilmi bir tahsil ve çalışma sonucu elde eder. Ârif ise, irfana, ilham ve hal ile ulaşır. Cenab-ı Hakk'ı keşf ve müşahede yoluyla bilen kişidir. Bu bakımdan ümmi bir insana da Ârif denilir, ancak Âlim denemez. Ârifler için; ehl-i yakîn, ehl-i din, kutb ve genel olarak "Ârif-i bi'llah” denir.
İrfan; sezgi, ruhi tecrübe ve manvi yolla elde edilen bilgi anlamındadır.
"Yüz dinle, bin düşün, bir tek söz söyle,
Sözünden bilinir irfan demişler.” (Mir'âtî)
Buna en iyi örnek, Hz. Musa ile Hızır kıssasıdır. Hızır, olayların irfani boyutunu bilirken, Hz. Musa bunu bilemiyor.
İrfan boyutu kaybedilince hiçbir şeyde ruh kalmıyor. Her şey kabukta bırakılıyor. Öze inilmeyince, ruh yakalanmayınca da insanlarda huzursuzluk başlıyor. Bu açıdan, irfani boyutu yakalamak için tasavvufi anlayışa ihtiyaç hasıl oluyor.
TYB'nin, haftalık kültür etkinliklerinde; "MUSİKİDE İRFAN BOYUTU” konuşuldu. Kim mi Ahmet Çalışır?
Konya'da doğdu, 13 yaşında Hafız oldu. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliğinden mezun. Yüksek Lisansını Sosyoloji ana bilim dalında tamamladı. Konya Selimiye Camiinde müezzinlik yaptı.
1991 Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu Ses Sanatkarı, 1996 Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu Genel Sanat Yönetmenliği, 1998 Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu Ses Sanatkarlığı, 2014 Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu Genel Sanat Yönetmen Yardımcılığı görevlerini üstlendi.
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Misafir Öğretim Görevlisi,
Gazi Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuvarı Misafir Öğretim Görevlisi, Bilkent üniversitesi Türk Musikisi Kulübü Misafir Eğitmen olarak çalışmaktadır.
2004 -2009 Odunpazarı Belediyesi Kültür Ve Sanatsal Projeler Danışmanlığı, 2004-2007 Konya İl kültür Ve Turizm Müdürlüğü Proje Danışmanlığı Ve Koordinatörlüğü, 2007 Kültür ve Turizm Bakanlığı Unesco Hz Mevlana Yılı Üst Kurul Üyeliği, 2010 Kültür ve Turizm Bakanlığı Unesco Yürütme Kurulu Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Temsilcisi, 2013 Konya Büyükşehir Belediyesi Komek Müzik ve Kur'an Hocaları Koordinatörlüğü….
Bu hafta, böyle bir değerli insanla "MUSİKİDE İRFAN BOYUTU” üzerine sohbet yapıldı.
Diyor ki Ahmet Çalışır: "İrfan Ruhunu Kaybettikçe Musikîden Uzaklaştık. Ne zaman irfan ruhunu kaybettik, işte o zaman musikîden uzaklaşmaya başladık. Allah Teâlâ bizleri yaratırken ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim?' diye sordu. Kullar ise hep bir ağızdan ‘Evet sen bizim rabbimizsin' dedi. Yani kullarıyla konuştu. Bir bebek doğduğunda niçin kulağına ezan ve kamet okunur. Çünkü doğduğunda kulaklarında hala Allah-u Teâlâ'nın kullarına seslenişini hisseder. Bizler her zaman musikîyle beraberiz. Ezan-ı Muhammedî bir musikîdir. Fakat bizler ne zaman irfan ruhunu kaybettik, işte o zaman musikîden uzaklaşmaya başladık. Ezanın Türkçe okunmasından Arapça okunmasına geçilmesi arasındaki zaman farkı tesadüf değildir. O zaman zarfında da irfan ruhunu kaybetmiştik” dedi.
Her şeyin bir özü ve bir de kabuğu var. Özü yakalamak için kabuğu kırmak gerekir. Türkiye yıllarca kabukla, görünüşle uğraştı. Bir türlü öze inemedi. İlimde zirveyi yakaladık belki ama irfanı kaybettik. Âlim olanımız oldu fakat Ârif olamadık ve Ârif bulamadık. Bütün sıkıntıların temelinde irfanı kaybetmek yatar. İrfan, tasavvufla yakalanır. Tasavvufun özünü ise Kur'an ve peygamberler oluşturur.
AKLINI VE ALNINI TERLETENLER
TEMİZ TOPLUM; ALLAH DUYGUSUYLA MEYDANA GELİR
KANALİZASYON PATLADI!
BERAT ETMEK İÇİN ÇABAMIZ VAR MI?
KÜLTÜRDE KONYA FARKI
İRFAN SOFRASINDA BULUŞMAK
KÜLTÜRE KAPI AÇANLAR
ZİRVEYE ÇIKMANIN YOLLARI
KİM SÖMÜRGECİ?
YAZARLIK HAYATIM VE EVRENSEL MESAJLAR