SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
Şehir Diplomasisinde Tarihi Konya Zaferi
KIYAMETE KADAR TÜRKLERE VERİLEN GÖREV “KÂBE MUHAFIZLIĞI”
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
IBAN hesaplarıyla ilgili yeni düzenleme yolda
TÜRKİYE’NİN ÇELİK ZIRHI: CUMHUR İTTİFAKI...
Mezuniyet Törenleri ve İkiyüzlülüğümüz
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
“İYİ Kİ VARSINIZ“
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İrfan ve arif, tasavvufi bir terimdir. Ethem Cebecioğlu'nun; Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğünde Ârif şöyle tarif edilir; İrfan sahibi. Allah'ı gerçek yönüyle bilen kişi. Ârif, Âlim gibi bilen manasına gelirse de, ondan farklıdır. Âlim, ilmi bir tahsil ve çalışma sonucu elde eder. Ârif ise, irfana, ilham ve hal ile ulaşır. Cenab-ı Hakk'ı keşf ve müşahede yoluyla bilen kişidir. Bu bakımdan ümmi bir insana da Ârif denilir, ancak Âlim denemez. Ârifler için; ehl-i yakîn, ehl-i din, kutb ve genel olarak "Ârif-i bi'llah” denir.
İrfan; sezgi, ruhi tecrübe ve manvi yolla elde edilen bilgi anlamındadır.
"Yüz dinle, bin düşün, bir tek söz söyle,
Sözünden bilinir irfan demişler.” (Mir'âtî)
Buna en iyi örnek, Hz. Musa ile Hızır kıssasıdır. Hızır, olayların irfani boyutunu bilirken, Hz. Musa bunu bilemiyor.
İrfan boyutu kaybedilince hiçbir şeyde ruh kalmıyor. Her şey kabukta bırakılıyor. Öze inilmeyince, ruh yakalanmayınca da insanlarda huzursuzluk başlıyor. Bu açıdan, irfani boyutu yakalamak için tasavvufi anlayışa ihtiyaç hasıl oluyor.
TYB'nin, haftalık kültür etkinliklerinde; "MUSİKİDE İRFAN BOYUTU” konuşuldu. Kim mi Ahmet Çalışır?
Konya'da doğdu, 13 yaşında Hafız oldu. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliğinden mezun. Yüksek Lisansını Sosyoloji ana bilim dalında tamamladı. Konya Selimiye Camiinde müezzinlik yaptı.
1991 Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu Ses Sanatkarı, 1996 Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu Genel Sanat Yönetmenliği, 1998 Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu Ses Sanatkarlığı, 2014 Kültür ve Turizm Bakanlığı Konya Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğu Genel Sanat Yönetmen Yardımcılığı görevlerini üstlendi.
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Misafir Öğretim Görevlisi,
Gazi Üniversitesi Devlet Türk Müziği Konservatuvarı Misafir Öğretim Görevlisi, Bilkent üniversitesi Türk Musikisi Kulübü Misafir Eğitmen olarak çalışmaktadır.
2004 -2009 Odunpazarı Belediyesi Kültür Ve Sanatsal Projeler Danışmanlığı, 2004-2007 Konya İl kültür Ve Turizm Müdürlüğü Proje Danışmanlığı Ve Koordinatörlüğü, 2007 Kültür ve Turizm Bakanlığı Unesco Hz Mevlana Yılı Üst Kurul Üyeliği, 2010 Kültür ve Turizm Bakanlığı Unesco Yürütme Kurulu Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Temsilcisi, 2013 Konya Büyükşehir Belediyesi Komek Müzik ve Kur'an Hocaları Koordinatörlüğü….
Bu hafta, böyle bir değerli insanla "MUSİKİDE İRFAN BOYUTU” üzerine sohbet yapıldı.
Diyor ki Ahmet Çalışır: "İrfan Ruhunu Kaybettikçe Musikîden Uzaklaştık. Ne zaman irfan ruhunu kaybettik, işte o zaman musikîden uzaklaşmaya başladık. Allah Teâlâ bizleri yaratırken ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim?' diye sordu. Kullar ise hep bir ağızdan ‘Evet sen bizim rabbimizsin' dedi. Yani kullarıyla konuştu. Bir bebek doğduğunda niçin kulağına ezan ve kamet okunur. Çünkü doğduğunda kulaklarında hala Allah-u Teâlâ'nın kullarına seslenişini hisseder. Bizler her zaman musikîyle beraberiz. Ezan-ı Muhammedî bir musikîdir. Fakat bizler ne zaman irfan ruhunu kaybettik, işte o zaman musikîden uzaklaşmaya başladık. Ezanın Türkçe okunmasından Arapça okunmasına geçilmesi arasındaki zaman farkı tesadüf değildir. O zaman zarfında da irfan ruhunu kaybetmiştik” dedi.
Her şeyin bir özü ve bir de kabuğu var. Özü yakalamak için kabuğu kırmak gerekir. Türkiye yıllarca kabukla, görünüşle uğraştı. Bir türlü öze inemedi. İlimde zirveyi yakaladık belki ama irfanı kaybettik. Âlim olanımız oldu fakat Ârif olamadık ve Ârif bulamadık. Bütün sıkıntıların temelinde irfanı kaybetmek yatar. İrfan, tasavvufla yakalanır. Tasavvufun özünü ise Kur'an ve peygamberler oluşturur.
SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
BİLMEK YETMİYOR
DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
UBUNTU
ULUSLARARASI İSLÂMÎ İSTİŞARE
MÜSLÜMANIN HAYATI HİCRETTİR
HAYATIMIZI NASIL GEÇİRİYORUZ?
HAYAT DEDİĞİMİZ
ACI BAŞLANGIÇ, HAYIRLI SONUÇ!
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ