Konya’nın Gönül Sultanları

qGönül sultanı sadece Mevlana değildir. Her devirde, her zaman diliminde ve her ortamda gönül sultanlarımız olmuştur. Hatta olmalıdır da. Gönül sultanlarının varlıkları kıyamete kadar devam edecektir. Buradan hareketle, Konya’nın da gönül sultanları vardır. 
 
 Konya Aydınlar Ocağı başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Konya’nın gönül sultanlarından Hacıveyiszade ailesini anlattı. “Hacıveyiszâde ailesi demek selâm, namaz ve ahlâk demektir. Her yönüyle insana ve insanlığa hizmet demektir”. Konya Aydınlar Ocağı, “Salı sohbetleri” ile markalaştı. Kolay değil, uzun zaman, her hafta aksatmadan, yaz kış demeden program yapmak. Gerçekten bu yönüyle Aydınlar Ocağı başkanı ve ekibini kutlamak isterim. İşte bu ekip de birer gönül sultanıdır. 
Sevgili Güçlü, tarihi ve kültürel birikimiyle katılımcıları bilgilendirdi. Aynı zamanda da zamanda yolculuk yaptırdı. O müstesna birikimi içinde; “Batılılaşmaya Karşı Konya’nın Tavrında Üç Nesil Kurucu Ailesi” üzerinde durdu.
Modernleşme ile çağdaşlaşma ayrı ayrı kavramlardır. “Modernizm bize “çağdaşlık” diye yutturuluyor. Modern kelimesinin karşılığı savrulmak demektir. Yani bireysel hayatımıza, toplumsal hayatımıza ve devlet hayatımıza Tanrı ve Tanrının kanunlarının geçmediği bir hayat demektir.
Osmanlı, 1815’e kadar dünyanın süper devletiydi ve Osmanlı’yı ayakta tutan faktörlerden Kur’an ile Hilafet başta geliyordu. İngilizler başta olmak üzere diğer batılı devletler aralarında anlaşarak Osmanlı’yı parçalama kararı aldılar ve bu süreç 100 yıl devam etti. 
Osmanlı'nın yıkılış ve çöküşünde aydınların büyük rolü oldu. Batı’nın değerlerinin kutsanması, kendi değerlerimizin küçümsenmesini getirdi. Konya’da Batılılaşmaya ve modernleşmeye karşı çıkan ailelerin başında Hacı Veyis ve Kurucu ilesinin gelmekteydi. Konya halkı bu aile etrafında kenetlendi. 
Baba Hacı Veyis Efendi, oğulları Hacı Veyiszade Mustafa Sabri Efendi ve Hacıveyiszade İbrahim Efendi ile torun Ali Ulvi Kurucu’nun hayat hikayelerini unutulmaz tespitlerle anlattı.
Konya’nın Şatır Köyünde 1858’de Veyis Efendi’nin doğdu ve 1862’de de Çavuş’tan Memiş Efendi ile çocukları Konya’ya gelerek şimdiki Merkez Bankasının bulunduğu yerde bir tekke ve medrese (Bekir Sami Paşa Medresesi) açtılar. O tarihlerde Müsevvid ve Adliye medreseleri de açıldı. 
Onların hayatı; namaz, selam ve ahlâktı. İslâm dünyası ile Türkiye’nin en iyi ilim müessesi Konya’da “Islah-ı Medaris” adı altında açıldı. İlme son derece önem veren Hacıveyiszâde Mustafa Efendi, sekiz sene hocalık yaptığı medresedeki talebelerini daha evliliğin ilk gününde bile yalnız bırakmadı.
Hacıveyiszâde ve Kurucu ailesi Konya’da selâmın, namaz ve güzel ahlâk gibi ulvî duygular ile ibadetin yaygınlaşmasında çok önemli pay sahibidir. Kurucu ailesi her türlü hizmete koşmuşlar ve Konya İmam Hatip Okulu’ndan şeker fabrikası ve diğer hizmetlerin öncülüğünde bulunmuşlardır. İmam Hatip Okulu yapımı için dernek kurarak esnaf esnaf gezmek suretiyle para toplayan Hacıveyiszâde Mustafa Efendi, bazı esnaflardan elinin boş dönmesi ve kendisine laf söylemeleri üzerine; “Bir talebenin yetişmesi uğruna, bin münafığın kahrına katlanırım” demiştir,
 Hacıveyiszade, yolda gelen geçen çoluk çocuk dahil herkese selâm vererek geçerdi. Namaza son derece dikkat eder, gençlerin ahlâklı yetişmeleri için onların üzerine titrerdi. Bir gün İmam Hatip talebelerinin trenle Adana’ya kaçacaklarını haber alması üzerine tren istasyonuna kadar giderek onları okula tekrar getirmiş ve kendilerine; “Biz hocalar sizleri Adana’ya kaçıracak kadar ne yaptık, ne kusur işledik de bu duruma geldiniz?” şeklinde konuşarak kabahati kendinde aramıştır. Kaldırımları işgal eden esnafların bu davranışını hiç hoş görmeyerek çaylarını içmemiştir.
Veyis Efendi’nin ikinci oğlu İbrahim Efendi Medine’ye hicret ettiğinden dolayı Konya’da pek bilinmemektedir. Oğlu Ali Ulvî Kurucu; şair, yazar ve Medine’deki hizmetlerinden dolayı çok tanınmıştır. Tevhid-i Tedrisat kanunuyla birlikte medreselerin kapatılması üzerine ilkokula giden Ali Ulvi’yi yanına çağıran Hacı Veyiszâde Mustafa Efendi; “size Kur’an öğretilmiyor mu?” sorusuna sadece dördüncü ve beşinci sınıflarda Kur’an dersi olduğunu söylemesi üzerine; gözleri yaşlı vaziyette Muhsine’ye, “bu çocuk pınarın başında susuzluktan ölecek… Kur’ansız bir okul zulmettir, karanlıktır; bu karanlık mektep çocuğa ne verecek?” demiştir.
Ali Ulvî Kurucu, iyi hocalardan ders alarak daha henüz 11 yaşında iken Kapu Camisine Başhafız olarak yetişmiştir. 18 yaşında da babasıyla birlikte Medine’ye hicret etmiş ve “Ulvî” adını da Ali Ulvi Mağazası’ndan dolayı kendisi vermiştir. Şiirlerinde Ali Ulvî mahlasını kullanmıştır. Ali Ulvi Kurucu, aruz veznini kullanmış, şiirleri bestelenmiştir. Ali Ulvî, Mehmet Âkif’i severdi ve onun şiirlerinden ilham almıştır. Ahmet Kabaklı, ona bu sebeple “Âkif-i Sanî” unvanını vermiştir.” İfadeleriyle sohbeti bitirdi. 
 

Yazarın Diğer Yazıları