LÂ'DAN İLLÂ'YA

Hayat iki kelimeden ibaret; LÂ ve İLLÂ. Evet diyebilmek için önce hayır demeyi öğrenmek, hayatımızda; “Hayır” lara da yer vermek gerekir.
Hiçbir insan; dik duruşundan ve şahsiyetinden taviz vermek, adamlık özelliğini kaybetmek istemez. “Hayır” demek; inanca, insani değerlere, insani özellikleri bertaraf eden bütün kötülüklere, “Dur” demektir.
“Lâ” olmadan, “İllâ” olmaz. Onun için; “Lâ İlahe İllallah” ilkesinde; “Allah’tan başka bütün ilahlara, ilah yerine konulanlara, Allah’ı devre dışı bırakmayı kendine meslek edinmiş Allah’ı inkâr eden bütün İZM’lere, dünyayı teröre gark eden, barışı baltalayan her felsefi akıma “Hayır” diyorum.
Burada; şirk, küfür, ateizm ve benzeri bütün Şeytani sistemler “Hayır” deme kapsamındadır. Yani ??sınırı içinde mütalaa edilir.
Baktığımız zaman; Hz. Adem’in yaratılması, insanın yaratılış serüveni, Allah’ın ruhlardan aldığı; “elest” akti, Hz. Peygamberin; “beni Hud suresindeki; “ Emir olunduğun gibi dosdoğru ol” ayeti yaşlandırdı” ifadesi, Kur’anda çokça zikredilen; düşünce, fikir, aklı kullanma emirleri, ayetlerin hep; “Kâmil insan” olmayı öğütlemesi, ameli Salih yapanların kurtuluşa erecekleri… önce olumsuzlukları temsil eden, “hayır” diyerek, olumluya adım atmayı temsil eden, “İlla”ya yani; batıl, Allahsız, inançsız bütün sistemleri temelden yıktıktan sonra yepyeni bir sistem kurmak meselesine kafa yorar. Kurulacak bu sistem; hukuk, insan hakları, adalet, sevgi, barış, kardeşlik ve huzur iklimini beraberinde getirecektir. Zaten dünyada aranan bu değil mi? İnsanlar; huzur için, barış, kardeşlik, hukuk için çaba sarf etmiyor mu?
Bugün ikame edilmeye çalışılan; “Darvinizm’e yönelik, ateizm’in ön plana çıktığı bir uygulamadır! Felsefe bunun üzerine bina edilmeye çalışılıyor. Aydın dediklerimiz bunu savunuyor.
Laiklik adı altında, dinsizlik uygulanmaya gayret ediliyor. Aslında laiklik; “inanç ve vicdan özgürlüğü” olması gerekirken, bakınız ortaya bir başörtüsü meselesi atılıyor, yıllarca inancı gereği başını örten hanımlar, ne okuyabiliyor, ne çalışabiliyor, ne de haklarını savunabiliyor!
İnançlı insanlar, toplumdan tecrit edilmeye çalışılıyor. TSK’dan, “disiplinsizlik” bahanesiyle atılıyordu, devlet kurumlarında hatta toplum içinde inançlılar fişleniyordu. Başını örten bir hanım katılmışsa, sanki insan değilmiş gibi ve “vur abalıya” anlayışıyla üzerine gidiliyordu!
İşte bütün bu olumsuzluklara; “HAYIR” deyip, bunun yerine; insanlığın ikamesi için; “EVET” i koymaya çaba harcamalıyız. Çalışmamız bunu ele almaktadır. Bütün bilgilerimizi belgeye dayandırıyor, temel kitabımız olan Kur’an ve Sünneti mesnet alıyoruz.
Lâ ve İlla aslında insanı insan yapan bir prensiptir. Lâ ve İlla olmadan hayatın anlamı olmaz. Ama en değerli olanı; bu söylemleri eyleme dönüştürmek, kavli duayı fiili duaya yükseltmektir. Mümin, daha doğrusu insan; hayatta itibar sahibi olabilmesi için Lâ ve illa mücadelesinde bulunmalıdır.
Kur’an bize bunları öğütler. Yüce yaratıcımızın bizden istediği budur. Ahiret zenginliği bununla kazanılır. Cennet bununla elde edilir, cehenneme bunlara şaşı bakarak düşülür. Dünyada sevginin temeli, barışın ilk ve en önemli şartı; Lâ ve illa’ya sahip olmaktan geçer.
Her şey insanda biter! “Önce can, sonra canan” sözünden kast edilen; önce kendi iç alemini dümdüz eyle. Kendindeki eğrilikleri törpüle. Sivri noktalara çözüm bul. Günahtan salim ol… sonra toplum içinde itibar sahibi olmaya hak kazan. Sevilmek mi istiyorsun? Önce kendini sev, sonra başkalarını. Sayılmak mı istiyorsun? Önce kendi varlığını, dünyaya niçin geldiğini, görevlerinin ne olduğunu bil, sonra başkalarını say. Zaten; böylesi bir saygı kendiliğinden gelir! O zaman, “nefsini bilen rabbini bilir” şuuruna ermiş oluruz!


Yazarın Diğer Yazıları