Bir Kitap, Bir Dipnot ve Bir Medeniyet Meselesi
Özbekistan Mergilan Şehrinde Muhteşem Bir Merkez: Burhaneddin el-Marğinani İlim, Eğitim ve Turizm Külliyesi/ Kompleksi
AK Parti’nin Rantçı Şımarıkları
BEN İNSANIM
İSLÂMİ NATO’NUN AYAK SESLERİ
Türk Lirasıyla Yapılan Dış Ticarette Rekor Artış
ŞAKA MI, SAYGISIZLIK MI ???
Beşten Dördü Gitti, Biri Kaldı!
Mekke Anlaşması
ÇİN TİYATROSU VE BİZİM FİGÜRAN GAZETECİLER
ATA YURDU AYMANAS
OSMANLIDA BİR RAMAZAN NASIL GEÇERDİ?-2-
TÜRKİYE’NİN AFRO-AVRASYA’NIN BÜTÜN ENERJİ VE TEDARİK KORİDORLARINDA VE HATLARINDA YÜKSELEN GÜÇ ETKİSİNİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI MİMARİSİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR.
GENÇLİĞİMİZİ ve GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDEN EN BÜYÜK TEHDİT UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI BELASI
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE OKUL MEZUNİYET PARTİLERİ
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
Konya’da iyi ki belediyeler var! Vatandaş ekmek ve etliekmek zammına tepkili…
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel” adlı romanında anlattığı bir efsane vardır: Mankurt Efsanesi. Juan-Juan adlı barbar bir toplum, tutsak ettiği kişileri nitelikli (!) köleler haline getirmek için onların belleklerini silermiş. Bunu şöyle yaparlarmış: Önce tutsağın başını kazır, saçlarını tek tek kökünden çıkarırlarmış. Bu arada bir deveyi keser derisinin en kalın yeri olan boynundaki deriyi tutsağın kanlar içindeki kazınmış başına sımsıkı sararlarmış. Kuruyup büzülen deri kafayı mengene gibi sıkıp, dayanılmaz acılar verirmiş. Bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp dışarı çıkamayınca başına batarmış. Tutsak başını yerlere vurmasın diye bir kütüğe bağlanır, yürek parçalayan çığlıkları duyulmasın diye elleri ayakları bağlı olarak ıssız bir yerde dört beş gün aç susuz bırakılırmış. Beşinci günün sonunda tutsakların çoğu ölürmüş. Kalanlar ise belleklerini yitirirmiş. Tutsak zamanla kendine gelir yiyip içerek gücünü toparlarmış. Ama o artık bir insan değil, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan "mankurt” olurmuş.
Bir mankurt kim olduğunu, hangi soydan geldiğini, anasını, babasını ve çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için, efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı dahi düşünmeyen, hiçbir tehlike arz etmeyen bir köle. Onun için önemli olan tek şey efendisinin emirlerini yerine getirmekmiş.
Dilimizde "mankafa” sözcüğü argo da olsa yaygın biçimde kullanılmakla beraber, "mankurt” sözcüğünün aynı yaygınlıkta olmadığını biliriz. Mankurt sözcüğünü Cengiz Aytmatov gündemimize yeniden soktu. Mankurtlaşmak, ulusal kimlikten uzaklaşma, topluma ve kültüre yabancılaşma, zihnin yeniden inşası yoluyla bilinçsizleşme, egemen güçlere ve süper devletlere yaranmayı içeren sosyo-kültürel bir kavramdır.
Zihni yeniden kurgulanarak mankurtlaştırılan kişi, düşmanını "efendi” kabul ederek kendi halkına ve değerlerine karşı savaşan bir köledir. Okumuşlar kolaymankurtlaştırılabilirken halk aynı kolaylıkla ve kısa zamanda mankurtlaştırılamaz. Kültür kodları halkı kendi değerleriyle ayakta tutarken, aydın ya da yöneticiler gerek arayış içinde olmaları, yeni değerlere kontrolsüz biçimde açık olmaları ve bireysel çıkarlarını toplumsal çıkarların önünde tutmaları onları mankurtlaştırma sürecine sokar ya da bu süreci hızlandırır.
Haklı, gerekçeli ve meşrû olanın dışında, bir insanın sırf çıkar ilişkisi nedeniyle yahut da özenti gibi kişilik zaaflarıyla veya başka nedenlerle kendi değerlerine, kendi inanç ve örflerine yabancılaşması, hatta kendi toplumuna, kendi değer yargılarına ihanet etmesi, eşine az rastlanır bir şey değildir. Hemen her kültürde, bu yabancılaşma ve ihanetin ahlakî açıdan kritiğini yapan birtakım edebî tasvirler, hikâyeler veya atasözleri bulunmaktadır; olması da gayet tabiidir.
Mankurtlaşma, Köz-Kamanlaşma ve kanaralaşma… Bu üç kavram birbirinden farklı hikayelere dayansa da, hüzün verici boyutları bir yana dursun, oldukça düşündürücü, ibret verici ve öğretici içeriğe sahiptirler. Aslında bu üç kavram veya hikâye birbiriyle çelişmemekte, birbirinin mesajını nakzetmemekte, tam tersine birbirini tamamlamakta ve bütünleşmektedir. Toplum içinde menfi roller üstlenen insanların tamamı Köz-Kaman bilinciyle hareket etmediği gibi, mankurtlaşma da azımsanmayacak kadar ileri boyuttadır. Kanaralaşmak ise, içinden geldiği bir ana yapıya yapılan ihaneti resmetmekte çok başarılı bir temsildir.
Türkiye, çok cepheli bir ateş altında. Sürekli tehdit ve taciz altında tutuluyoruz. Ulusal reflekslerimiz yavaşlatılmak ve ulusal direncimiz kırılmak isteniyor. İşte, toplumumuzda olup bitenleri bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Bugün Türk toplumu mankurtlaştırılıyor. Ulusal kimliği, kişiliği, onuru dejenere ediliyor, aşağılanıyor. Geçmişimiz ve kim olduğumuz bize unutturuluyor. Azar azar, alıştıra alıştıra, şiddeti zamana yayıp yüngülleştirerek mankurtlaştırılıyoruz. Uygarlıkların beşiği olmuş bu ülkenin insanları mankurtlaştırılıyor! Topluma "geçmişi unut, kim olduğunu unut, geleceği düşünme, anı yaşa” düşüncesi genel geçer yapılarak mankurtlaştırılıyor. Başta artık bizim olmaktan çıkmış ulusal (?) kitle iletişim araçları olmak üzere her türlü araç bu amaçla kullanılıyor. Bir daha kendimizi toparlayamayacak biçimde zihnimiz yeniden inşa ediliyor! Böylece ulusal refleksimiz ve direncimiz kırılıyor.
ATA YURDU AYMANAS
MESELELERE KUR’AN PENCERESİNDEN BAKMAK
“BEN”LİKTEN, “BİZ”LİĞE
DURMADAN YAZIYORUM VE YAZACAĞIM
YER GÖK ALBAYRAKTI!
RABBİM, ÜLKEMİZİ HER TÜRLÜ MUSIBETTEN MUHAFAZA EYLE!
KONYA’MIZIN KIRMIZI GÜLÜ
KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇALIŞMALARI
SEN SENİ BİL SEN SENİ
SELÇUKYA KÜLTÜR SANAT DERNEĞİ OLARAK BELEDİYELERDEN İSTEKLERİMİZ