Ne Kadar Adamız?

 “Adam gibi adam”, “adam ol”, “ne biçim adamsın?”, “Bu yaptığın adamlığa sığar mı?”… daha buna benzer birçok özdeyiş ve güzel söz var dilimizde.  Adam, sadece erkek anlamına gelmez. Ne kadar kadın var ki, bizim, “adam” dediğimiz erkeklerden daha erkektir! Adamlık, cinsiyetle değil, şahsiyetle alakalıdır. 
Gelin, toplanın huzuruma; ben sizin rabbiniz değil miyim? Herkes birbirine bakınıyor, acaba neden böyle diyor Rabbimiz diye şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar! Ve itirazsız olarak, “evet rabbimizsin” cevabını veriyorlar büyük bir mutluluk içinde. Böylece; yaratanla yaratılan arasında bir sözleşme imzalanıyor. 
Bu sözleşme; ilk insan ve ilk peygamberden itibaren çeşitli zamanlarda gelen peygamberlerin ve ümmetlerinin hak yoldan, dosdoğru yönden sapmayacakları konusunda bir akittir, yaratana söz vermedir, bir çeşit emanettir. 
Bu sözleşmeye sadık kalıp kalamayacağını denemek için Âdem ve Havva’yı yaratıyor Allahımız. Yaratır yaratmaz bazı kelimeleri öğretiyor ve meleklere, “Âdem’e secde edin” buyuruyor. Melekler secde ediyor ancak İblis hariç! Allah;
-Neden Âdem’e secde etmedin? Sorusu karşısında İblis;
-Ben ondan hayırlıyım. Ben ateşten, Âdem topraktan yaratıldı” cevabını veriyor. Yani Allah’a karşı isyan ediyor ve adı; “Şeytan” oluyor! Şeytan; huzurdan kovulan demektir. 
Allah’ın ilkelerine karşı olan her hareket, İblisleşmektir, Şeytanın yolunda gitmektir! “Şeytanın adımlarını takip etmeyin” derken, sakın ola ki; Şeytan ve şeytan tıynetinde olanlar seni kandırmasın, sana cazip tekliflerle gelerek Hak yoldan ayırmasın… demektir. Zira Şeytana uymak, Âdem’in ağlamasına sebep olur. Şeytanın adımlarını takip etmek, adam olamamak demektir. 
“Ben, cinleri ve insanları yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım” ilkesi! Her gün beş vakit, kırk rekat namazda okuduğumuz Fatiha suresinde, “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” taahhüdü! “Emir olunduğun gibi dosdoğru ol”, “Niçin yapmadığınızı söylersiniz?” uyarıları!...bu uyarılara uymak; adam olmaktır.  
Âdem’in her yanlışı, bütün Âdemleri ağlatır! Âdem’in her zellesi, dünyada büyük yankı bulur! Âdem, bir semboldür insanlık için. Her Âdem, bir adamdır. Her adam da; ilkelere ayak uydurduğu, İlahi mesajlara kulak verdiği sürece adamdır.
Âdem’i ağlatmak istemeyen; Müslümanlara karşı tavır alamaz. Kendi menfaatleri için ülke menfaatini bir kenara koyamaz, fitne üretmez. Allah’ın emirlerine uyan Ülü’l emre itaat eder.
Âdem’i ağlatmak istemeyenler; Kur’anî ilkeler doğrultusunda hareket etmeye mecburdur. Ehl-i kıbleyi tekfir derecesinde suçlayamaz, hakaret edemez, kendi basın ve yayın organlarında gammazlayamaz.
Ruhlar aleminde verdiğimiz, “Evet Sen bizim Rabbimizsin” ahdine uymadığımız için Âdem ağlıyor! Âdemler ağlıyor! İnsanlık ağlıyor! İslam dünyası ağlıyor! Bugün Müslümanların kısır çekişmeleri, Âdem’i ağlatıyor! 
 
Yaratıcı; bu dünya hayatımızın düzenli gitmesi, yanlışlara düşülmemesi, zikzak çizilmemesi… için “kanun” ortaya koymuştur. Bu kanunun daha iyi kullanılması, daha iyi uyulması yönünde “Yönetmelikler” ihdas etmiştir. 
Samimiyet Öldü mü?
Sen nesin? Kimsin? Nerelisin?
Halin nedir? Aç mısın? Tok mu?
Selam veren yok, hiç empati yok mu?
Gel, baş başa verelim, konuşalım,
Dertlerimizi dökelim, paylaşalım…
Bak gözlerime, neler söylüyor;
“Bende çok mesaj var, dinle” diyor!
Çekinme, ben de bir Allah kuluyum,
Rengime bakma, kılığım seni korkutmasın,
Dilimi anlamazsın ama, duygularımız susmasın.
Aynı dili konuşanlar hep çatışır, 
Fakat aynı duyguları paylaşanlar anlaşır!
Hep kaybettik; kabukla uğraşmaktan,
Sahteye takıldık, sesimiz kısıldı konuşmaktan! 
Gördüğümüz insanlara, şirinlikler yaptık,
Olduğumuz gibi görünmedik, gösterişe taptık!
“Ne var, ne yok” diyene; “Allah’a duacıyım” dedik,
Hiç samimi olmadık, hep yalan söyledik!
Ağladık, inledik, üzüldük… duyan çıkmadı,
“Beni anlayın” sözüne uyan çıkmadı!
“Paran var mı?” zengin misin?” “makamın ne?”…
Hep kabuk, hep madde, hep yaldız…!
Gönüller kırgın, kalpler küskün, ruh yalnız!

Yazarın Diğer Yazıları