SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
Şehir Diplomasisinde Tarihi Konya Zaferi
KIYAMETE KADAR TÜRKLERE VERİLEN GÖREV “KÂBE MUHAFIZLIĞI”
Cevher mi, Cüruf mu, Köpük müyüz?
BU ONUR KONYA’NIN, BU BAŞARI UĞUR İBRAHİM ALTAY’IN
IBAN hesaplarıyla ilgili yeni düzenleme yolda
TÜRKİYE’NİN ÇELİK ZIRHI: CUMHUR İTTİFAKI...
Mezuniyet Törenleri ve İkiyüzlülüğümüz
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
“İYİ Kİ VARSINIZ“
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
Merhamet sözlükte; “acımak, şefkat göstermek” anlamında mastardır. “acıma duygusu, bu duygunun etkisiyle yapılan iyilik, lütuf” anlamında isim olarak kullanılan MERHAMET ve aynı manadaki RAHMET kelimeleri, öncelikle Allah’ın bütün yaratılmışlara yönelik lütuf ve ihsanlarını ifaed etmekte, bunun yanında insanlarda bulunan, onları hemcinslerinin ve diğer canlıların sıkıntıları karşısında duyarlı olmaya ve yardım etmeye yönelten acıma duygusunu belirtmektedir.
Gazali, bir kimseye gerçek anlamda merhametli denilebilmesi, dolayısıyla acıma duygusunun ahlaki bir değer taşıması için onun acıdığı kişinin ihtiyacını gücü ölçüsünde karşılaması, bunu da hür iradesiyle yapması gerektiğini belirtir.
Acıma, yufka yüreklilik, ilgi ve şefkat, elem duyma gibi kavramlarla psikoljik yönüne vurgu yapılan merhamet; insanlar arasındaki duygu birliğinin, dayanışma ve paylaşmanın başta gelen etkenlerinden sayılmaktadır. Evlat sevgisi, ana babaya saygı ve itaat, sıla-ı rahim, yaşlılara, yoksullara, hastalara, sakatlara, yetimlere, kimsesizlere yardım etme gibi erdemlerin, merhamet duygusunun yansımaları olduğu kabul edilmektedir.
Kaynaklarda rahmet/ merhamet kavramına insanlara nispet edildiğinde duygusal bir anlam yüklenirken, Allah’a nispet edildiğinde O’nun fiili sıfatı olarak kabul edilmesi, dolayısıyla Allah hakkında duygusal manada değil, O’nun yarattıklarına in’am ve ihsanı, af ve mağfireti olarak anlaşılması gerektiğine dikkat çekilmektedir.
Esasen şefkat ve merhamet gibi duygular; Allah’ın insanların içine koyduğu birer iyilik aracı olup asıl amaç; muhtaç ve çaresizlere yardım edip sıkıntılarını gidermektir. Bu açıdan bakıldığında bir kimseye acıyan kişi, eğer bu acımanın verdiği elemden kendisini kurtarmak için ona yardım ederse, merhamette kemale ulaşmış sayılmaz. Çünkü merhamette kemal; kişinin kendisini değil, muhtaç ve çaresiz olanı rahata kavuşturmayı amaçlamasıdır.
Hz. Peygamberin müminlere karşı çok şefkatli ve merhametli olduğu; “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” Ayetinde belirtildiği gibi, yine resulullah’ın ve müminlerin birbirlerine karşı merhametli, inkarcılara karşı sert ve tavizsiz oldukları; “Muhammed, Allah’ın resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, ruku’ ve secde halinde, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün….” Ayetiyle sabittir. Ayrıca Allah’ın karı-koca arasına sevgi ve merhamet koyduğu; “sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik, o’na İncil’i verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk….” İfadesiyle belitilmekte ve evlatlara yaşlı ana babalarının üzerine merhamet kanatlarını germeleri -şu ayetle “Onlara(anne ve babaya) merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki; “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” - Emredilmektedir.
Hadislerde de Rahmet ve merhamet hem Allah’ın kullarına lütuf ve ihsanı, hem de insanların birbirlerine ve diğer canlılara karşı şefkat, ilgi ve yardımları için kullanılmaktadır.
Mekke döneminin ilk yıllarında zenginlik, asalet gibi maddi ve dünyevi imkanların en yüksek değer ölçüsü olarak kabul edildiği, âciz ve kimsesizlere karşı ilgisizlik ve acımasızlığın hüküm sürdüğü bir ortamda inen ayet ve surelerde ağırlıklı olarak Allah’ın birliği, kudreti ve lütufkarlığı ile ahret konularının yanında; nesep, servet ve sosyal statü farkı gözetmeksizin herkese karşı sevgi ve merhamet duygularıyla yaklaşmayı, bilhassa yoksulları ve kimsesizleri koruyup gözetmeyi, toplumda bir merhamet ve sevgi ahlakı geliştirmeyi hedefleyen hükümler geniş yer tutar.
Pek çok ayette; kimsesiz ve çaresizler karşısında ilgisiz kalanlar, acımasız davrananlar, haksız yollarla yetimlerin mallarını yiyenler, kız çocuklarından utanç duyanlar ve onları acımasızca öldürenler, “Allah’ın doyurmadığını biz mi doyuracağız?” diyenler, ağır biçimde eleştirilmektedir.
SELÇUKYA AKLINI TERLETMEYE DEVAM EDİYOR!
BİLMEK YETMİYOR
DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
UBUNTU
ULUSLARARASI İSLÂMÎ İSTİŞARE
MÜSLÜMANIN HAYATI HİCRETTİR
HAYATIMIZI NASIL GEÇİRİYORUZ?
HAYAT DEDİĞİMİZ
ACI BAŞLANGIÇ, HAYIRLI SONUÇ!
YAZMAK, DÜNYANIN EN MUTLULUK VEREN İŞİ