“SEVGİ DEMETLERİ”

 

Her an, her durumda Allah'a yönelmeye mecburuz. Kâmil insan olabilmek için en başta Allah'a yönelmek gerekir. Zira Allah her yerde kendini belli etmede ve her durumda bize kendini tanıtmaktadır. Buna karşılık bizim, O'nu tanımamız, O'na yönelmemiz gerekmez mi?

Büyük Mutasavvıf, mütefekkir Hz. Mevlana da bu konuda ünlü eseri Mesnevi'de şöyle terennüm eder;

"Her şeye çare bulan Allah'a sığınmaktan başka ne çare var?”

"Dünyada kim ustadan kaçarsa, devletten kaçar. Bunu böyle bil.”

"Benim hareketim ancak O'nun (Allah'ın) rüzgârıyladır. Askerimin başbuğu, ancak tek Allah'ın aşkıdır.”

"Benim sakınmam da ancak Allah içindir, vermem de. Tamamıyla Allah'a aidim başkasına değil.”

"Küfürden ve O'nun dikenliğinden kurtuldun. Artık Allah bahçesinde bir gül gibi açıl.”

"O'nun feyzine geç mazhar olduysan gam yeme. Bilirsin ki ihmal etmez imhal eder.”

"Şaşılacak şey; bu renk, renksizlik âleminden zuhura geldiği halde, renksizlikle nasıl savaşa girişir?”

"Süleyman, Allah tecellisine uğrayınca, bütün kuşların dilini öğrenmiş oldu. Tane arayana tane tuzaktır. Fakat Süleyman arayan, hem Süleyman'ı bulur, hem taneyi elde eder.”

Prof. Dr. frank Ailen şöyle der; "çoğu kere bu maddi evrenin bir yaratıcıya muhtaç olmadığı söylenir. Ancak kainatın varlığını kabul ettiğimiz müddetçe onun varlığını ve meydana gelişini başka ne ile açıklayabiliriz? Bu soruya şu şekilde cevaplar verilebilir;

  1. Ya bu kainat, soyut bir vehimden ibarettir ki, bu, bizim varlığını kabul ettiğimiz kainat anlayışına ters düşer.
  2. Veya kainat, kendiliğinden yoktan var edilmiştir.
  3. Yahut kainat, ebedidir. Dolayısyla var oluşunun başlangıcı yoktur.
  4. Yahut da bu kainatı bir yaratan meydana getirmiş ve var etmiştir.

Bütün canlı hücrelerdeki ana bileşikler proteinlerdir. Proteinler; Karbon, Hidrojen, Azot, Oksijen ve Kükürt gibi beş elementten meydana gelir. Bir protein molekülünde yaklaşık olarak 40.000 atom bulunur. Tabiatta düzensiz bir şekilde dağınık halde 103 kimyevi element olduğuna göre, bir protein molekülünü meydana getirmek üzere beş elementin bir araya gelip toplanması ihtimali hesap edilebilir. Bunun için önce bir molekülü meydana getirmek üzere reaksiyona girmesi gereken maddenin miktarını bilmek, sonra bu bir molekülün atomları arasındaki birleşmenin gerçekleşmesi için gerekli olan zaman süresini bulmak gerekir.

Bunun için İsviçre'li matematik bilgini Charles Jugin Cai, bazı hesaplar yapmış ve adı geçen faktörleri inceleyerek bir protein molekülünün tesadüfen meydana gelmesi için 1x 10(un 160 katı) nispeti gereklidir. Yani bir protein molekülünün oluşabilmesi için mümkün olan ihtimal ancak on sayısının 160 kere kendisiyle çarpımıdır. Bu rakamı ifade edecek dilimizde kelime ve sayı mevcut değildir. Ayrıca tesadüfen bir protein molekülünü meydana getirecek bir kimyevi reaksiyonun meydana gelmesi için gerekli olan madde, evrenin sahip olduğu maddenin milyonlarca misli olması gerekir. Yeryüzünde bu, bir protein molekülünün tesadüfen meydana gelip oluşması için gerekli olan zaman; 10 rakamının 243 kere kendisiyle çarpımından çıkacak yıldır ki bu miktarı dile getirecek bir sayıyı insanlık henüz keşfetmiş değil.

Kaldı ki proteinler, canlılıktan uzak birer kimyevi maddeden ibarettir. Canlanabilmeleri için henüz mahiyetini bilmediğimiz, o garip hayat sırrının etki etmesi gerekir. "Sonsuz akıl” diye tariff edilen "Allah'ın gücü”, bir protein molekülünü hem birleştirerek, hem de en uygun hayata elverişli yapıya sahip kılarak yaratmıştır. Hayatın sırrını ona lütfeden, yine bu sonsuz kudret sahibi Allah'tır.

İlahi sevgi: Allah'ın bize duyduğu sevgidir. Bizim Allah'a duyduğumuz sevgi de ilahi sevgidir.

Ruhani sevgiden İbn Arabî şöyle bahseder: "Sevenin sevgilisini razı ve hoşnut etmeye çalıştığı sevgidir. Sevgilisine karşıt olabilecek hiçbir şey kalmaz onda, ne garaz ne de irade. Dahası, seven, bütünüyle sevgilinin iradesine bağlı kalır.

Bu hususta büyüklerden biri de (M. Zahid Kotku (r.aleyh) şöyle demiştir: "Sevenin samimiyeti sevgilisine olan bağlılığı ile anlaşılır. Bunun da alameti, sevdiğinin sözünden ve isteklerinden dışarı çıkmamaktır”

Sevginin üç türünden bahseden İbn-i Arabi, bunlardan üçüncüsünü Tabiî Sevgi olarak adlandırır ve şöyle açıklar: "Tabiî sevgi, tamamen bütün arzularını tatmin etme yolunu arayanların sevgisidir. Onun bu çabası, sevgilisinin hoşuna gitsin ya da gitmesin, hiç önemli değildir. Bugün insanların çoğu bu sevgi üzerinedir.”

İbn-i Arabî'ye göre aşk kelimesi, "gündüz sefası” veya "çit sarmaşığı” anlamına gelen aşaka adlı otun isminden gelmektedir Arapça'da. Bu ot, yakınındaki bir cismi (ağaç, sırık, artık ne olursa), dört bir yandan kuşatacak kadar sararmış. Aşk da bir sevgilinin, kendisine dayanan aşığın bütün dünyasını sarıp sarmalaması anlamına gelmektedir. Seven kişinin gözü sevgilisinden başkasını görmez, tıpkı bir ağacı boydan boya kaplayan sarmaşık gibi sarmıştır onun varlığını. "SEVGİ DEMETLERİ”/ Kazım Öztürk/ Basılmamış çalışma) (07 OCAK 2023)

 


Yazarın Diğer Yazıları