Şiirlerle Muhabbet

Çoktandır, siz değerli gönül dostlarıma şiirlerimle muhabbet yapamıyordum. Demek ki kısmet bu güneymiş rabbime ham dolsun. Aslında her Cumartesi gününü şiire ayırmıştım. Ama bazen denk gelmiyor. Hani deriz ya, "evdeki hesap pazara uymuyor”, aynen öyle oluyor. Ama fırsat elimdeyken şiirli muhabbeti başlatalım;

Ne Yiğitler Tanıdım

 

Tarih içinde binlercesi gelip geçti,

Hakkı üstün tuttu, zalimi ezip geçti.

Haçlıya aman vermediler hiç bir zaman…

Doğduğumdan beri ne çok yiğit tanıdım!

 

Bir düşün ki, onlar Müslümanın hamisi,

Gönül sultanı onlar, kalplerin fatihi,

Garibin gözyaşı, mazlumların abisi.

İşte böylesine pek çok yiğit tanıdım!

 

Durmuyor, dinlenmiyor veren eller için,

Gecesi, gündüzü yok varan yollar için,

Tek amacı, kardeşçe saran kollar için.

Arkası kesilmez ne yiğitler tanıdım!

 

Ölüm, onlar için şehadetle diriliş,

Allah huzurunda, "güzel insan” biliniş,

Adalete, hukuka, sevgiye yöneliş…

Bu dünyada, daha çok yiğit tanıdım!

 

Milli Şair


Hayatını millete verdi

Gönlünü, hep vefaya serdi

Vatan için göğsünü gerdi

Yaranamadı milli şair!

 

Vatanından uzağa gitti

Ömrünü burada tüketti

Hayatı garipçe terk etti

Yaranamadı Milli şair!

 

İnancından taviz vermedi

Hiç yanlış yollara girmedi

Vatana ihanet etmedi

Yaranamadı milli şair!

 

Haklı yaşadı, öyle öldü

Milli yaşadı, milli güldü

Yolu müstakim, doğru yoldu

Yaranamadı milli şair!

 

O, hep dindardı, ahlaklıylı

Davranışında hep haklıydı

Hüznü vicdanında saklıydı

Yaranamadı milli şair!


Beyaz Bereket!

 

Doğaya lapa lapa nur yağmış

Nur sebebiyle dağlar ağarmış

Her yer nur, kar, ilahi onur; kâr

Rahmanî melodi, bestekâr

Her yağış, ilahi şarkı söyler

Her olan, Rahmani farkı söyler.

Karlar bir senet, Hakka götürür

Nimete sebep, rızık getirir

Farkında mısın sen olanların?

Soğukta açıkta kalanların

Ses veriyor, haykırıyor bize;

Bunlarca güzellik verdim size

Karda hiç kimseler üşümesin

Isınmak için hiç düşünmesin

Soğuk ortamın, sıcak dostu var

Muhabbet sunuyor dost diyarlar.

 

 

 

 

Burası Sarıkamış!

 

Sarıkamış, can veren pervanelerini doğurdu,

Sayısız kelebekle Allahü Ekber'i duyurdu.

Rus'a karşı beyaz içinde, "beyaz ölüm” buyurdu,

Burası Sarıkamış, beyaz kelebeklerin yurdu!

 

Göktekiler, beyaz kelebeklere beyaz gülüyor,

"Haydi ne duruyorsunuz, acil gelsenize” diyor,

Diz boyu kar, ortalıkta sis, buz, üşüyen bir ordu,

Burası Sarıkamış, beyaz kelebeklerin yurdu!

 

Kahraman Kardelenlerimiz var, yüreklice bekler,

Sarıkamış'ta şehadet tepesi; Allahü Ekber.

İnsanlar yanıyor, Kars yanıyor, kelebekler buydu,

Burası Sarıkamış, beyaz kelebeklerin yurdu!

 

Kara ekilen tohum bunlar, can kardelenlerimiz,

Soğuğu, fırtınayı hiç eden, can verenlerimiz.

Karlar altında buz olsalar da, şehitler bir kordu,

Burası Sarıkamış, beyaz kelebeklerin yurdu!

 

İrfan Sofrası!

Hakkı konuşarak, sohbeti kıyamlandırmak,

İhsan okulunda, sözü kıvamlandırmak

Ya hayır söylemek, ya da anlamlandırmak

Âlimler içinde, ârifçe sohbet ne güzel!




 

Sohbet ortamında, sevgi çiçekleri açar,

Edip insanlar dili tatlı, inciler saçar.

İrfan okulunda talebe olmak ne güzel,

İhsan sofrasında, dostlarla sohbet ne güzel!




 

Sözlerde; ne riya, ne yalan, ne de maske var,

Satır satır, cümle cümle, kalbe mesaj akar.

Dinleyene zevk verir, konuşan hak'la bakar.

Ârif meclisinde insanca bakmak ne güzel!


İrfan okulunda; insanı dost eylemişler,

Gönüllere girmiş, ihsanı dest eylemişler,

Gönül Kâbesi'ni fethetmiş, mest eylemişler,

Dost bahçelerinde gül olup açmak ne güzel!


İnsanı güzel, hayvanı güzel, dağı güzel,

İrfanî elle beslenen üzümü, bağı güzel,

İlimle örülmüş gönüller ağı güzel.

İhsanla bakan göz, insanî hayat ne güzel!


Yazarın Diğer Yazıları