Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Dolar Uçurumdan Aşağı Yuvarlanmaya Başladı
YENİDÜNYA DÜZENİNE GEÇİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE
KANALİZASYON PATLADI!
BİZ HER GÜN, SEN BİR GÜN
“EPSTEİN DOSYASI” VE İSRAİL İSTİHBARATI
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
İrtifa kaybeden muhalefet
MÜ’MİN; KORKU VE ÜMİT ARASINDA YAŞAMALIDIR
Yürüyün, Durmayın! Durursanız Sırat’tan Düşersiniz.
Ey Galibiyet! Bizim Kapıyı da Çal
Artık Çağdaş Atan’ı değiştirmeye gerek yok
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Maveraünnehir’den Anadolu’ya Özbekistan ve Türkiye Kardeşliği
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
YIKIM
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Tüm adaylar açıklanıncaya kadar yazmayayım dedim.
Bu dönemde ne yazarsan yaz, bir yerlere çekiliyor. Yanlış anlaşılmalar oluyor.
Mesleğimiz gereği gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Yazmayalım diyoruz ama bir taraftan da mesleki refleksimiz, "şu konuyu mutlaka yazman gerekir” diye dürtüyor.
Sair zamanda hep medya eleştirilir. Doğruları yazmıyor, hakikati dile getirmiyor, durması gereken çizgide durmuyor diye…
Yani hep iğne bize batırılıyor. İğneyi bize batıranların çuvaldızı kendilerine batırmaları gerekmez mi? Bırakın çuvaldızı, kendisine toplu iğneyi bile batıran yok.
Sözümüz tüm partilere.
Aday adaylığı borsasının açıldığı günden buyana kulağımıza o kadar çok duyum geldi ki…
Duymak istemediğimiz…
Bilinmesi gerekmeyen…
Yazılması uygun olmayan…
İnanın doğruluğunu araştırmaya bile ar ettiğimiz iddialar.
Hani bu bir bayrak yarışıydı…
Hani önemli olan halka hizmetti…
Hani hakkın rızası için halka hizmet esastı…
Hani başkasını çekiştirmek, suizanda bulunmak, dedikodu yapmak, kardeşinin etini yemek gibi bir şeydi…
Hani iftira haramdı…
Hani bu davada yalan olmazdı…
Hani……..
Ne oldu bu değerlerimize? Bu yarışın ardından yeniden yüz yüze bakmayacak mıyız? Yarış tamamlanıp adaylar netleştiğinde, aday kim olursa bağrımıza basıp onun için çalışmayacak mıyız?
Birbirleri hakkında aslı astarı olmayan iddialarla dosyalar tanzim etmek de ne?
Olmadık yalan ve iftiralarla rakibini (aslında refik) yıpratmak da nereden çıktı?
İlla benim istediğim kişi aday olacak diye diretmek de neyin nesi…
Belirlenen birini aday göstermek için gruplaşmak, hizipleşmek, ayrışmak da ne oluyor?
Açık bir şekilde ben aday adayıyım diye meydana çıkmak yerine kaçak güreşmek, gizli mahfilerde dümen çevirmek ne anlama geliyor?
Yakışıyor mu "ben Müslüman'ım” diyen birine?
Yakışmıyor ama maalesef tüm bunlar ve daha fazlası yaşanıyor.
Her parti önceden aday belirleme kriterlerini açıkladı. Uygun olan, etik olan, ahlaki olan bu kriterler doğrultusunda yarışmak. Gayrisi kişiye de topluma da partiye de ülkeye de zarar verir.
Ancak görüyoruz ki, kriterler bir tarafa bırakılıyor, genel merkezlerde bir yakınını bulma sevdasıyla herkes Ankara'ya koşuyor, koşarken de eli boş gitmiyor, rakibini ekarte edebilmek için, içeriğinin doğruluğu tartışılır bir sürü belge, bilgi ve dosya götürüyor. Bu durum Ankara'daki karar vericilerin de işini zorlaştırıyor tabiî ki... Karar vericiler normal çalışmalarını bir tarafa bırakarak gelen dosyalarla uzun uzun uğraşmak zorunda kalıyorlar. Birçok kaliteli aday adayı bu tür yalan yanlış dosyalara kurban gidiyor.
Bir sözümüz de genel merkezlere, genel başkanlara veya partinin etkili organlarına yakın kişilere. Yakın derken, mesafe olarak yakınlardan bahsediyoruz. Onlar (bir kısmı) ise başka bir yanlışın içinde. Gidişat üzerine fırsat devşirmenin peşindeler. Genelde yarışa son anda katılıyorlar. Son anda katılmanın getirdiği yıpratılmamışlığın avantajını kullanmak istiyorlar. Bulundukları makam ve mevkilerden aldıkları güçle hareket ediyorlar. Ankara'da oluşturdukları çevrelerini de destek kuvvet olarak arkalarına alıyorlar.
Ben Konya'dan veya Ankara'dan aday adayı olan herkese, partilerinin baştan belirlediği kriterlere uygun yarışmalarını öneriyorum. Karar vericilerin adil olacaklarına inancım ise tam.
Bundan sonra siyaset dünyasında medyayı moda tabirle "etik”, geçerli tabirle "ahlak” açısından eleştirenlere asla kulak vermeyeceğim. Çünkü çoğu bunu hak etmiyor.
Unutmayın, bu da bir imtihan!
Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Konya’daki müessif hadisede Doktor mu Haklı, Müezzin mi?
Perde önünde ABD-İran savaşı, perde gerisinde Türkiye-İsrail savaşı
Tarihi Okuyamayanlar, Tarihin Altında Kalır
Bu adam ya çok zeki… ya da zır deli
Emlak vergisi meselesi: Beş kat mı, üç kat mı, algı mı gerçek mi?
Konya’yı uçuran başarının sırrı
Ah sarı öküz, vah sarı öküz! Güler misin ağlar mısın?
Özgürlük Dışarıdan Gelmez Düşündünüz mü? “İran karışırsa ne olur?”
Emeklinin umudu Erdoğan