Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Dolar Uçurumdan Aşağı Yuvarlanmaya Başladı
YENİDÜNYA DÜZENİNE GEÇİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE
KANALİZASYON PATLADI!
BİZ HER GÜN, SEN BİR GÜN
“EPSTEİN DOSYASI” VE İSRAİL İSTİHBARATI
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
İrtifa kaybeden muhalefet
MÜ’MİN; KORKU VE ÜMİT ARASINDA YAŞAMALIDIR
Yürüyün, Durmayın! Durursanız Sırat’tan Düşersiniz.
Ey Galibiyet! Bizim Kapıyı da Çal
Artık Çağdaş Atan’ı değiştirmeye gerek yok
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Maveraünnehir’den Anadolu’ya Özbekistan ve Türkiye Kardeşliği
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
YIKIM
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Yaşım gereği 1980'den sonrasını çok iyi hatırlamaktayım. Mesleğim gereği de 1985'ten sorasını iyi bilmekteyim. Yalan ve abartısız yazıyorum.
Türkiye 1980 askeri darbesinin artçı sarsıntılarını 2000'lere kadar yaşadı. Rahmetli Özal'ın başbakanlığı döneminde 1983-89 arasında ülke yeni bir vizyonla tanıştı ancak bu durum kısa sürdü. Özal'ın 1989'da Cumhurbaşkanlığına geçişi ile vizyon yerini vizyonsuzluğa bıraktı. Türkiye'nin siyasal istikrarı bozuldu. Altı yılda elde edilen kazanımlar kısa sürede tüketildi. 1990'larda koalisyonlar dönemi başladı. Koalisyon hükümetlerinden bir kısmının ömrü bir yılı dahi bulmadı. Türkiye hızla yokuş aşağı yuvarlanmaya başladı.
2002'ye gelmeden önceki ülkenin fotoğrafı şöyleydi:
-Siyasi istikrarsızlık mevcuttu. Hükümetler kurulamıyor, kurulanların ömrü uzun olmuyordu.
-Ekonomi dip yapmıştı. Ülke; eskilerin sözü ile 70 sente muhtaç duruma düşürülmüştü.
-Millet fakru zaruret içerisinde harap haldeydi.
-Türkiye'de demiryolları işlevsiz kalmış, standart dışı dar karayollarında her gün yüzlerce trafik kazası meydana geliyordu.
-Uluslararası imajı yerlerde sürünen Türkiye'ye üçüncü dünya ülkesi muamelesi yapılıyordu.
-Devlet; fakirine, fukarasına, kimsesizine, hastasına, yaşlısına, yetim ve öksüzüne sahip çıkamıyordu. Hastane masrafını ödeyemeyen hastalar hastanelerde rehin bırakılıyordu.
-Doğru dürüst hastane yoktu, olanlarda yüzlerce metrelik kuyruklar oluşuyordu, hastalar ilaç bulamıyordu. Ciddi hastalığı olanlar büyükşehirlerdeki hastanelere gitmek zorunda kalıyordu. O hastanelerde veya doktorlarda muayene olmanın da haliyle kabarık bir faturası oluyordu.
-Üniversitelerin hali içler acısıydı. Devlet Üniversiteleri (harç) paralıydı. Fakir gençler okuyamıyordu.
-Sadece 26 ilde havaalanı vardı, havayolu zenginlerin yolu idi.
-Tüm yatırımcı bakanlıklara bağlı kuruluşlardaki araçlar imkânsızlıktan dolayı çürümeye terk edilmişti, 780 kilometrekarelik ülke alanının herhangi bir noktasında devam eden bir yatırım kalmamıştı.
-Ülke insanı iş bilmez, basiretsiz yöneticilerin elinde ne yapacağını bilememenin çaresizliği içerisindeydi.
-Yoksulluk ülke insanının kaderi olmuş, yolsuzluklarla baş edilemiyordu. Torpil, rüşvet, insan kayırma kanıksanmış, adalet rafa kaldırılmıştı. Devlet yönetimine ortak mafya oluşumları türemişti.
-Belediyeler; su, temizlik, kanalizasyon gibi rutin hizmetlerini dahi yapamıyordu. Çöplükler patlıyor, çöpler toplanamıyor, musluklarda sular akmıyordu. İllerin kenar mahallelerine kanalizasyon hizmeti ulaştırılamıyordu.
-Devleti yönetenler borç para bulma turlarına çıkıyor, uluslararası kuruluşlar Türkiye'ye borç para vermiyor, yüksek faiz oranları ile bulunabilen borçlar ise önceki borçların faizlerini ödemekte kullanılıyordu.
-Devlet eli ile inançlı kesime mobbing uygulanıyor, başörtülüler üniversitelere giremiyor, İmam Hatip Liseleri kapatılıyor, memuriyette başı açıklık şartı aranıyor, namaz kılan memurlar fişleniyor, başörtülüler ve sakallılar bazı devlet kuruluşlarına alınmıyordu.
-Milletin oyu ile iktidar olan Refah Partisi öncülüğündeki Refah-Yol hükümeti 28 Şubat diktası ile alaşağı edilmiş, bununla de yetinilmemiş Refah Partisi kapatılmıştı. İktidara gelen hiçbir hükümet kendi özgür iradesi ile devleti yönetemiyordu. Tam bir vesayet yönetimi söz konusuydu. Herhangi bir icraat için ya omuzu kalabalıklardan ya da ABD'den icazet almak gerekiyordu.
-Demokrasi, ülkede malum azınlığa ait bir lükstü. Vesayete karşı çıkanların, inancını yaşamak isteyenlerin, ülkeye hayırlı hizmet getirmek isteyenlerin demokrasiden nasiplenme hakları yoktu.
- Ülke insanı patlamanın eşiğindeydi. Geçmişi karartılan millet geleceğe umut ile bakamıyordu.
Sonra başlarında; İstanbul'da belediye başkanlığı yaparken Siirt'te okuduğu şiir nedeniyle hapse atılan Recep Tayip Erdoğan isimli bir şahsın bulunduğu grubun ‘Erdemliler Hareketi' adlı çıkışı duyuldu.
O hareket 2001'de partileşti, 2002'de iktidara geldi.
Hareketi başlatanlar ile harekete destek verenler 21 yıl sonra ülkeyi bugünkü haline getirdiler.
Dünü yaşayanlardan birisi olarak, yaşamayanlar bilsin diye ben dile getirdim. Bugünü ise herkes biliyor.
Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Konya’daki müessif hadisede Doktor mu Haklı, Müezzin mi?
Perde önünde ABD-İran savaşı, perde gerisinde Türkiye-İsrail savaşı
Tarihi Okuyamayanlar, Tarihin Altında Kalır
Bu adam ya çok zeki… ya da zır deli
Emlak vergisi meselesi: Beş kat mı, üç kat mı, algı mı gerçek mi?
Konya’yı uçuran başarının sırrı
Ah sarı öküz, vah sarı öküz! Güler misin ağlar mısın?
Özgürlük Dışarıdan Gelmez Düşündünüz mü? “İran karışırsa ne olur?”
Emeklinin umudu Erdoğan