Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Dolar Uçurumdan Aşağı Yuvarlanmaya Başladı
YENİDÜNYA DÜZENİNE GEÇİŞ SÜRECİNDE TÜRKİYE
KANALİZASYON PATLADI!
BİZ HER GÜN, SEN BİR GÜN
“EPSTEİN DOSYASI” VE İSRAİL İSTİHBARATI
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
İrtifa kaybeden muhalefet
MÜ’MİN; KORKU VE ÜMİT ARASINDA YAŞAMALIDIR
Yürüyün, Durmayın! Durursanız Sırat’tan Düşersiniz.
Ey Galibiyet! Bizim Kapıyı da Çal
Artık Çağdaş Atan’ı değiştirmeye gerek yok
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Maveraünnehir’den Anadolu’ya Özbekistan ve Türkiye Kardeşliği
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
YIKIM
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
Ankara’nın Konya Gibi Bir Modele İhtiyacı Var
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Zor bir coğrafyanın bin yıllık sahibiyiz. Sorumluluğumuz büyük. Tüm dünyanın gözü bu topraklarda… Bu topraklara sahip olanın, Dünya'da söz sahibi olacağını herkes biliyor.
Bir gazeteci olarak bazen yoğun ve ateşli gündemin sıcağında bunalmıyor değilim. O zamanlarda, keşke millet olarak Kuzey Avrupa veya benzeri sakin bir coğrafyada yaşasaydık diye düşünüyorum. Rahat ama iddiasız.
Bu coğrafyaya sahip olanın mutlaka iddiası olmalı. Hedefi olmalı. Tıpkı Selçuklu ve Osmanlı ecdadımız gibi. Onların "ilayı kelimetullah” gibi bir iddiası olmasaydı, ayakta durabilirler miydi?
Anadolu topraklarında eğer bir iddianız yoksa başınıza gelecek iki şey var. Birincisi sahip olduğunuz toprakları kaybetmeme korkusu. İkincisi zamanla bu topraklardan silinip gitme hakikati.
Birinci cihan harbinden sonra, onlarca yıl her yönü ile enkaza dönmüş küçük bir kara parçasına sıkışıp kalmanın ezikliğini yaşadık. Cihana sığmayan bir idealin mirasçıları için bu adeta ölüm demekti. Ama yapacak bir şey yoktu. Mağlup olmuştuk. Yenilmişlik psikolojisini bir an önce üzerimizden atmamız gerekiyordu, ama başaramadık.
Aynı savaşta bizimle birlikte yenilen Almanya, fazla değil 20 yıl gibi kısa bir süre içerisinde toparlanıp yeniden süper güç durumuna gelirken, biz yerimizde saydık. İkinci dünya savaşını topraklarımıza teğet geçirdik ama istenilen çıkışı ondan sonra da yapamadık.
Çünkü, iddiamızı kaybetmiştik ve bizi yeniden ateşleyecek liderlerimiz hiç olmadı. Hep zevahiri kurtarmaya çalıştılar.
Yüz yıl sonra ilk defa, milletin bağrında çıkan, milletle barışık ve milleti için yaşayan bir lidere sahip olduk. Her şey bir anda değişti. Türkiye'ye 15 yılda 3 Türkiye eklendi. İşte tahammül edemedikleri konu bu.
Körfez'de kıvılcımı tutuşturulan ateşi söndürmeye giderken hep onu düşündüm. Giderken gündem Körfez krizi, gelirken Filistin. Hangi bir yere yetişsin? Ama durmuyor, koşuyor ve yetişiyor.
Az önce Grup toplantısında onun tüm ümmeti kucaklayan konuşmasını dinlerken dudaklarımda gayri ihtiyari "rabbim sana güç kuvvet versin” duası dökülüverdi.
Şükür ki artık bir iddiamız var.
Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım
Konya’daki müessif hadisede Doktor mu Haklı, Müezzin mi?
Perde önünde ABD-İran savaşı, perde gerisinde Türkiye-İsrail savaşı
Tarihi Okuyamayanlar, Tarihin Altında Kalır
Bu adam ya çok zeki… ya da zır deli
Emlak vergisi meselesi: Beş kat mı, üç kat mı, algı mı gerçek mi?
Konya’yı uçuran başarının sırrı
Ah sarı öküz, vah sarı öküz! Güler misin ağlar mısın?
Özgürlük Dışarıdan Gelmez Düşündünüz mü? “İran karışırsa ne olur?”
Emeklinin umudu Erdoğan