Sultan Selim restorasyonda… Meydan’a mescit talebi
Her biri altın değerinde 6 puan
Petrodoların Kanlı Tasfiyesi
RAMAZAN’DAN BAYRAMA BİR AYLIK TERBİYE BİR ÖMÜRLÜK DİRİLİŞ
ÇANAKKALE’Yİ HATIRLAMAK
AK Parti Neden İvme Yakalayamadı?
Dezenflasyon programından taviz yok
ŞEKER DEĞİL, ŞÜKÜR BAYRAMI
RAMAZANDAN İSTİFADE EDEBİLMEK
Alaeddin’den Mevlânâ’ya Ramazan Yürüyüşü
ÜNLÜ EDELİM
KONYA’DAN NEVÂÎ VİLAYETİNE TİCARİ YATIRIM FIRSATLARI VE KARDEŞLİK KÖPRÜSÜ
Kalem, insanın dünyada bıraktığı en uzun ve kalıcı ayak izidir
Gündem Değil, Vicdan Örtülüyor
Epic Fury: Ortadoğu’da Jeopolitik Bir İntiharın Anatomisi
Evcil Hayvanlar Çocuk Gelişimini Nasıl Etkiler
SENİN DÜNÜR
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Yaş Almak mı, Derinleşmek mi?
Konyaspo’dan Görkemli Galibiyet
ANNECİĞİM
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Türkiye Rahmetli Turgut Özal'ın ölümü ile patinaj yapmaya başladı. Patinajın ayak sesleri ise Özal'ın Cumhurbaşkanlığı makamına gelmesi ile başladı.
Özal, Cumhurbaşkanlığı makamına oturduktan kısa bir süre sonra, Türkiye'nin iki başlı yönetim şekli ile idare edilemeyeceğini anlamıştı. Ve sık sık başkanlık sistemini gündeme getiriyordu. Tabi bu söylemler bir yerleri rahatsız ediyordu. Çünkü çift başlı yönetim sisteminde, Türkiye'yi karıştırmak çok kolay oluyordu.
Özal'ın ölümü tarihi olan Mayıs 1993'ten, Ak Parti'nin iktidara geldiği Kasım 2002'ye kadarki on yıl, tam bir fetret dönemidir.
Türkiye bu yıllarda tam anlamıyla iflas etmiştir.
Siyaset kurumu bitmiş, kaç gün süreceği bilinmeyen koalisyon hükümetleriyle ülke yönetilmeye başlanmıştır.
Türkiye ekonomik olarak Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel'in ifadesiyle 70 Cent'e muhtaç hale gelmiştir.
Terör en azılı günlerini yaşamaktadır. Ülke bölünme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Sivil hükümetler ülkeyi yönetiyor gibi gösterilmekte, ülkeyi perde arkasından omuzu kalabalıklar yönetmektedir. 28 Şubat, inançlı kesimin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallandırılmaktadır.
Halk yılgın ve bitkindir. Yolsuzluklar başını alıp giderken, rüşvetsiz iş dönmemektedir. Sağlık ve eğitim SOS vermektedir.
Türk lirası pul olmuş, darphane 1 milyon TL'lik demir paralar basmaktadır.
Türkiye'nin uluslar arası itibarı diye bir şey kalmamış, uluslar arası toplantılarda Türkiye'yi temsil edenler güçlü devletlerin liderleri önünde iki büklüm durmaktadırlar.
Türklerin kendi ekonomilerini yürütemeyecekleri algısı oluşturulmuş, dışarıdan ithal bakan getirilmiştir.
İthal bakan, gözünü IMF ve Dünya bankasından alacağı yüksek faizli borçlarla dikmiş, ülkeyi selamete borçla çıkaracağına inanmaktadır. Ancak yine de hiçbir kuruluş güvenip de Türkiye'ye borç para vermemektedir.
Gelir dağılımındaki uçurumlar keskinleşmiş, her geçen gün zenginler daha zengin, fakirler ise daha fakir hale gelmiştir. Enflasyon üç haneli rakamlara, gecelik repolar yüzde 7000'lere yükselmiştir. İş imkanları tükenmiş Türkiye bir işsizler ordusuna dönüşmüştür.
İhracat birkaç tarım ürünü ve bir miktar tekstil gelirlerinden oluşmaktadır. Ülkede üretim durmuş, her şey ithal edilmektedir. Hiçbir teknolojik yenilik ve gelişme hayal bile edilememektedir.
Yeni yatırımlar yapılmamaktadır. Devletin yatırımcı kurum ve kuruluşlarındaki makine, araç ve ekipmanlar paslanmaya yüz tutmuştur. Buralarda çalıştırmak üzere istihdam edilen işçiler, iş olmadığından akşama kadar oturmakta veya işe hiç gitmemektedirler.
Devlet Demir Yolları diye bir kuruluş sadece tabelada yazmakta, karayolları ise can çekişmektedir. Devlet yolların tamirini dahi yapamamakta ve her yıl binlerce vatandaşımız, kötü yol standartları nedeniyle meydana gelen kazalardan hayatlarını kaybetmektedir.
Belediyeler devletten para alamamakta, bırakın iş üretmeyi kendi çalışanlarının maaşlarını dahi ödeyemez durumdadır.
Faizcilik ve tefecilik almış başını gitmekte, üretim kavramı sadece sözlükte karşılığını bulan bir kelime haline dönüşmüştür.
Millet geleceğinden emin değildir. Millet huzurlu değildir. Millet mutlu değildir.
Ve millet isyandadır. Başbakanlık önüne atılan bir yazar kasa, Türkiye'de yeni bir arayışın fitilini ateşlemiştir.
İşte böyle bir karanlık dönemde kuruldu Ak Parti. Kurulduğu yıl doğanlar şimdi 16 yaşında, kurulduğu gün 16 yaşında olanlar ise şimdi 32 yaşına gelmiş durumdadır. Bu da şu anlama gelmektedir. Yukarıdaki yazdığım Ak Parti öncesi Türkiye'yi sadece 32 yaş üstü vatandaşlarımız bilmektedir.
Bilmeyenlere duyurmak, unutanlara hatırlatmak istedim.
Hani Sayın Cumhurbaşkanımızın bir sözü var, "nereden nereye” diye… Nereden nereye geldiğimizi ancak, yukarıda sadece bir kısmını yazdığım geçmişin Türkiye'sini hatırlayanlar bilir.
Onun için de diyorum ki, İYİ Kİ VARSIN AKPARTİ. Allah hayırlı ve güzel icraatlar yapacak uzun ömürler versin. Partinin kurucusu, genel başkanı, tüm güzel işlerin mimarı, milletimizin lideri Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan'ın şahsında tüm Ak Partilileri de kutluyorum.
Sultan Selim restorasyonda… Meydan’a mescit talebi
İran Çetin Ceviz Çıktı
8 Mart’ın Hatırlattığı Büyük Hakikat: Veda Hutbesi
Müslümanların Büyük İmtihanı “Ne tarafta yer alacağız?”
Konya Büyükşehir Belediyesi uzaya taşınıyor.
Tabeladaki “Konya’’ Gerçekten Konya mı?
Konya’dan bir Erdoğan geçti
CHP’nin Eksiye Yürüyüşü
Ramazan Fırsatçıları Yine Sahnede
Doktor ile Müezzini Barıştırmamız Lazım