DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
Ölüm Güzel Şey
Reel sektör faiz tehdidi altında
YENİ DÜNYA DÜZENİNİN ŞAFAĞINA DOĞRU
Yardım Değil Destek!
“İYİ Kİ VARSINIZ“
KONYA’DA CADDELER, PARKLAR, ÇARŞILAR ÇIPLAKLAR KAMPI OLDU DA BİZİM Mİ HABERİMİZ YOK?
2 ASIRLIK HATANIN BEDELİ KAYBOLAN GENÇLİK
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
HİCRET BİR YOLCULUK DEĞİL BİR DURUŞTUR HİCRET BİR TARİH DEĞİL BİR HAYAT TARZIDIR
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
Gazetecilik erdemli bir meslektir. Eline gazetecilik kalemini alanlar toplumun seçilmiş kişileridir. Onlar, millet adına yazarlar.
Kendi şahsi hesapları adına değil…
Başkasına tetikçilik yapmak için değil…
Kimseye yaranmak, iyi görünmek için değil…
Sevmediklerini yerden yere vurmak, yaralamak, öldürmek için değil…
Gazeteciye birçok kaynaktan bilgi gelir. O gelen bilgilerin doğruluğunu araştırmak gazetecinin birinci görevidir. Bilgi doğru ve onu kamuoyunun bilmesinde fayda varsa yazılır.
Şimdi bakıyorum, ellerine kalem verilenler gazeteciliğin evrensel ilkelerinden biri olan, hakikati yazma ilkesinden bihaber yazıyorlar. Yani mesleğin olmazsa olmaz temel ilkelerinden birini ihlal ediyorlar.
Bilmediklerini biliyormuşçasına yazmaları bir tarafa, nasıl yazacaklarını da bilmiyorlar. Yazmanın bir kuralı, bir adabı, bir usulü var.
Kabul edilemez ama hadi diyelim yalanı gerçekmiş gibi yazdınız. Bari adabınca yazın.
Tabi daha gazeteciliğin birinci basamağında sınıfta kalanlara "adap” dersi verilmez. Biz yine de söyleyelim, belki dikkate alırlar.
İncitmek, hakaret ve küfür gazetecinin lügatinde bulunmaz. O zaman ne farkı kalır bir gazetecinin, mahalle kabadayısından… O zaman biz çocuklarımıza nasıl "mutlaka her gün bir gazete okuyun” tavsiyesinde bulunabiliriz. Veya, "mutlaka her gün televizyondan haberleri takip edin” diyebiliriz.
Gazeteci bindiği dalı kesmez. Kesince sonunun felaket olacağını bilir. Birilerini arkasına alarak veya birilerine yaranıp menfaat elde ederek gazetecilik yapanlar, mesleğin temeline dinamit koyduklarını bilmelidirler.
Özellikle de gerçek mesleği gazetecilik olanlar, geçimlerini gazetecilikten temin edenler bunu yapmamalıdırlar.
Burada en büyük görev "abi gazetecilere” ve basın meslek örgütlerine düşmektedir. Eskiden, basın meslek örgütleri, genç gazeteciler için çeşitli meslek içi eğitim faaliyetleri yaparlardı. Son yıllarda maalesef bunlar yapılmıyor. Yapılmayınca da, eline fotoğraf makinesini alan kendisini gazeteci, masasına bilgisayar konulan kendisini köşe yazarı sanıyor.
Haliyle de, yazdıklarıyla, mesleğe ne kadar zarar verdiğini, okur veya takipçisine ne büyük haksızlıklar yaptığını bilmiyor.
Medya patron ve yöneticileri şunu bilmelidirler ki, bu kutsal hizmeti gelecekte de yapmak, halka faydalı olmak ve medya semasında hoş bir seda bırakmak istiyorlarsa, eline kalem verdikleri kişilere dikkat etmelidirler. Bugün nefislerinin hoşuna giden bu tür kötü örnekler, bumerang gibi yarın kendi karşılarına çıkacaktır.
Beni son yıllarda en fazla rahatsız edenler ise, yalanlarına Allah'ın ayetlerini, Peygamber Efendimizin hadislerini ve diğer manevi büyüklerimizin sözlerini alet edenler. Son yılların muhafazakâr jargonuna uysun diye, kutsal değerler üzerinden dedikodu ve iftiralarla reyting avcılığı yapanlar, (onların diliyle) "kardeş eti yediklerinin” farkında mıdırlar, bilmiyorum.
Yazıyor olmak için yazmamak, konuşuyor olmak için konuşmamak gerekir. Mesleği sokak kavgasına dönüştürmemek gerekir. Bilirsiniz, sokakta bir kavga olsa, seyredeni çok olur. Hatta uzaktan "vur, vur, vur” tezahüratları da yapılır. Seyredeni çok diye kavga edenler, enayilerden başkası değildir. Kavgada bir yumruk fazla attın diye, yiğitliğini öve öve bitiremeyenlerin sözleri gönlünü okşasa da, bir düşman kazandığını unutmamalısın.
Bazen susmak gerekir. Hakikatlerin ortaya çıkması ve anlaşılabilmesi için zamana ihtiyaç vardır. Aklı ermeyenler bunu "korkaklık” olarak değerlendirirler. Hakikatlerin ise "günü geldiğinde ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.” Hakikatler konuştuğunda, yalanlar susar. O gün geldiğinde mahcup olmamak için, yazmadan önce iyi araştırmak, özellikle de karşı tarafı dinlemek gerekir.
KONYA’DA CADDELER, PARKLAR, ÇARŞILAR ÇIPLAKLAR KAMPI OLDU DA BİZİM Mİ HABERİMİZ YOK?
Yeni Konya bu şehrin kendisidir.
Derviş meşrepli bir başkanın ardından
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Konya’nın Gizli Mimarları
Bir Neslin Kırılma Noktası: İstikamet…!
Hesap Tutmadı: Washington’ın İran Yanılgısı
Sultan Selim restorasyonda… Meydan’a mescit talebi
İran Çetin Ceviz Çıktı
8 Mart’ın Hatırlattığı Büyük Hakikat: Veda Hutbesi