BİR GÖNÜL DOSTU: İSMAİL RUSUHÎ DEDE

Konya Büyükşehir Belediyesi ile Konya Fikir ve Sanat Adamları Derneği ve Selçuk Üniversitesi Selçuklu Araştırma Merkezi'nin ortaklaşa düzenlediği Yaşayan Konya Hafızası İkindi Sohbetlerinde Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Topatan "Mesnevî Şârihi İsmail Rusûhi Dede” konulu bir konferans verdi.

Konusuna hakim, sözlerini seçerek ve tasavvuf edebiyle mücehhez şekilde sohbetine başladı ve şu bilgileri aktardı;

"Mesnevî Şârihi İsmail Rusûhi Dede'nin özellikle tavsiyelerinden biri; Hazreti Peygamber Efendimiz (sav) sünnetine ve sîretine tabi olan Hz. Pîr Efendimizin sünnetine ve sîretine tabi olan Şeyh Efendi'nin sünnetine ve sîretine tabi olarak o yolda yürümektir.

Hazret-i Şârih İsmail b. Ahmed Rusûhî el-Mevlevî, Hz. Mevlana Celaleddin Rûmî'ye nisbetle tesis edilen Mevleviyye tarikinin önde gelen meşâyihindendir. Kendisi evvel emirde ilmî sahada tahsilini tekmil etmiş, akabinde Konya Mevlânâ Dergahı postnişinlerinden I. Bostân Çelebi'ye intisâb edip bütün himmetini seyr u süluk merkezinde cem' ederek Mevlevî çilesini tamamlamış ve nihayet İstanbul'un en önemli âsitânelerinden birisi bulunan Galatâ Mevlevîhânesi'ne şeyh tayin edilmiştir. Böylelikle Ahmed Eflâkî tarafından "fetva, takva ve mana hanedanı” olarak nitelendirilen Hz. Mevlânâ ve mensubanına dayalı Mevlevî geleneğe tam bir bağlılıkla eserler te'lîf etmiş ve nice dervişini irşat ile vazifesini eda eylemiştir.

Rusûhî Dede aynı zamanda Kadızâdeliler hareketine karşı tasavvufun ve hakikatin muhakkik bir müdâfii olarak gerek döneminde ve gerekse sonraki devirlerde fikirlerine ve eserlerine sıklıkla müracaat edilen bir sûfîdir.

Tasavvufî düşüncesini şerîat-tarîkat ve hakîkat ilişkisi ve dengesi ekseninde ifade eden Rusûhî Dede'nin Hz. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) sünnetine ve sîretine (şeriat) tâbi' olan Hz. Pîr Mevlânâ Celâleddîn Rûmî'nin yoluna (tarîkat) tam bir iktida ve mütâbaat ile uyması dolayısıyla ma'na ikliminden (hakîkat) elde ettiği ma'rifet, gerek dervişlerini irşâd tarzında ve gerekse te'lîfatında açıkça görülmektedir.

Rusûhî Dede, Mevlana'nın Hakikat-i Muhammediyye deryasından çıkarıp söz ve şiir şeridine dizdiği hakikat incilerini ve ma'rifet mücevherlerini eşine az rastlanır bir vukûfiyetle işleyen ve şerh eden harikulade bir sanatkârdır. Bu meyanda pek çok eser kaleme alan Rusûhî Dede'nin en mühim eseri kuşkusuz kendisine ‘Hz. Şârih' ünvanını kazandıran Mesnevî şerhi "Mecmû´atü'l-letâif ve Matmûratü'l-ma´ârif”tir.

Hz. Şârih eserinde şerh tarzı olarak "tahkîk tavrı”nı benimsemiş ve bu sahada gelenek dahilinde ve haricinde mihenk ve otorite kabul edilegelmiştir. Hz. Şârih 1041/1631'de irşat vazifesini icra ettiği Galata Mevlevihanesi'nde göçüp orada defin-i hak-i ıtır-nak olup sırlanmıştır.
Türbesinin giriş kapısı üzerinde celî hatla şu beyit yazılıdır:

Râh-ı Mevlânâ'da ey Gâlip budur Şeyhü'ş-şüyûh
Hazret-i Şârih Rüsûhî, Kıdve-i ehl-i rusûh”

Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi, İsmail bin Ahmet'tir. Lakabı Rusûhî'dir. Ankaravî diye meşhur olmuştur. Ankara'da doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak belli olmamakla beraber, onuncu asrın ikinci yarısında doğduğu bilinmektedir. 1040 (m. 1630) senesinde İstanbul'da vefat etti. Kabri, Galata Mevlevîhânesi bahçesindedir.

İlk tahsilini doğum yeri olan Ankara'da yaptı. Aklî ve naklî ilimleri, zamanının âlimlerinden okudu. Arapça ve Farsça dillerini öğrendi. Zahirî ilimlerde yükseldikten sonra tasavvufa yöneldi. Bayramiyye yoluna girip feyz aldı. Tasavvuf derecelerinde de yükseldi. Hocası tarafından insanlara Allahü teâlânın dînini ve sevgili Peygamberimizin güzel ahlâkını anlatmakla vazifelendirildi. Halvetiyye yolundan da icazet alıp, irşat vazifesine devam ettiği sırada gözlerinden rahatsızlandı. Rahatsızlığından dolayı okuyamaz, yazamaz oldu. Gözleri açıldığı takdirde daima Kur'an-ı Kerîm, Hadis-i şerifler ve evliyaullah'ın sözleriyle meşgul olacağını nezr etti. Nihâyet bir velinin teveccühüyle gözlerindeki rahatsızlık geçti. Bu hâline şükür ifadesi olarak "Fütûhât-ı Ayniyye” adlı Fatiha-i şerife tefsirini yazdı. Konya'ya gidip, Mevlevi yolu büyüklerinden Bostan Çelebi'nin sohbetlerinde bulundu. Mevleviyye yolunda da ilerleyip yüksek derecelere kavuştu. 1019 (m. 1610) senesinde İstanbul'a gelerek, İstanbul Galata Mevlevihanesi'nde irşat vazifesiyle vazifelendirildi. Vefatına kadar bu vazifede kalıp insanlara iyiliği emir edip, kötülüklerden sakındırmaya çalıştı. Bu arada zahirî ilimlerde de gayret gösterip daha yüksek derecelere ulaştı.”

Toplumun manevi dinamikleridir bunlar. Tarih boyu, dünyaya ve ülkelere nizamat vermeye çalışmışlar ve kaleleri askerle fetihten önce kalpleri fethetmişlerdir. Gönül dostluğu yıkılmaz. Gönül dostları, kalplerin derinliklerinde yer bulur.


Yazarın Diğer Yazıları