Dikenler Arasında Güllere Gülümseyebilmek

İnsan hayata geldiği andan itibaren, çeşitli olaylarla karşılaşır. Bunlar, olumlu olduğu gibi olumsuz da olur. Olaylara bakış önemlidir. İnsanlara bakan göz değerlidir. İyi bakan iyi görür. Onun için; “Güzel bakmak sevaptır”, “Allah güzeldir, güzeli sever” denmiştir.
Olaylara bakarken, meseleleri tahlil ederken, insanlara yaklaşım sergilerken; daima iyi yönünü görmeye çalışmak, pozitif yaklaşım sergilemek, iyimser olmak... zorundayız.
Temiz, güzel, iyi doğal; çirkin, kötü, fena yapaydır. Sevgi, mutluluk, gülümsemek, veren el olmak, yardımseverlik, dostluk, kardeşlik, birlikte hareket, barış insanın yaratılışının özü; nefret, sevgisizlik, somurtkanlık, bencillik, yardım yapmamak, düşmanlık, kin, ayrılık, tefrika.... yapaydır, insanın tabiatına uygun değildir.
Allah'ın; merhameti, öfkesini geçmiştir. Yani; merhameti çok, öfkesi oldukça azdır. Onun için Kur'anda, Cennet; çoğul olarak Cennetler şeklinde, cehennem de tekil olarak Cehennem olarak belirtilir.
Kimse, karanlıktan, öfkeden, kızgınlıktan, kavgadan haz almaz. İnsanlar, güzele, güzelliğe, sevgiye, saygıya, hoş görüye koşarlar. Yarısına kadar boş bardak yerine, yarısına kadar dolu bardak demeye kendimizi alıştırmalıyız. İyimserlik, insana pozitif enerji verir. Pozitif enerji de, etrafımıza bakış açımızı değiştirir. Allah, güller içinde diken yaratmış diye üzüleceğimize, dikenler arasında ne güzel güller yaratmış diye sevinemez miyiz? Hep karanlık diye umutsuz olacağımıza, karanlıklardan sonra sabahın da olabileceğine kendimizi niçin alıştırmayalım? Niçin kendimize böyle bir olumlu çizgi çizmeyelim?
İnsanları dinleriz: adeta bir dokun, bin ah işit cinsinden hep yakınmalar, hep şikayetler duyarız. Ama şunu düşünmeyiz; acaba ben ne yapabilirim? Benim görevim nedir? Benim bu hususta veya bu konudaki sorumluluğum nedir? Ne kadardır? Daima aynaya bakıp, kendimizi görmemiz iyi olmaz mı? şikayetle bir yere varılmaz. Bizim mutlaka bir şeyler yapmamız şarttır. Çinli bir düşünür şöyle der: “Karanlığa küfretme, bir mum da sen yak”. Evet, niçin olumsuzluklara bakıp da, karamsarlığa düşüyoruz? Neden karanlığı aydınlatmak için çare olmuyoruz? Halbuki çare biziz, sizsiniz, hepimiziz...
Sabahleyin kalktığımız zaman: “Bu gün hava ne kadar güzel, güneş ne güzel gülüyor, parklarda, bahçelerde kuşlar ne güzel cıvıldaşıyor, çocuklar ne kadar da güzel koşup oynuyor...” dememiz çok mu zor? Yolda giderken bir yaşlıya, bir muhtaca yardım etmek, karşımıza gelene güler yüzle selam verip almak ve halini sormak.... bunlar para istemez. Parasız yardımlardır.
Hz. Âdem, yaratılır yaratılmaz Cennete kondu. Bir ara yanıldı ama sonra pişmanlığını ortaya attı ve yine sonunda cennete girdi. Bizim ilk ve son durağımız cennettir. Niçin cennetimizi cehenneme çeviriyoruz? Buna hakkımız var mı? Zira özümüzde iyilik var. O bakımdan her doğan islam fıtratı üzere yaratılmıştır denmiştir. Kur'an, tamamen iyimserliği, güzellik sergilemeyi tavsiye eder. “Allah Hz. Musa'ya: “Ey Musa, Firavun'a tatlı söyle, iyi söyle belki inanır”, “Niçin yapmadığınızı söylersiniz?”, “Başkalarının tanrısına sövme, o da senin Allah'ına sövmesin”, “Kim zerre miktarı iyilik yaparsa onu görür. Kim zerre miktarı kötülük yaparsa onu görür”, “İslam, güzel ahlaktır”....
Hepimiz insanız öyle değil mi? Hepimiz, Hz. Âdem'in çocuklarıyız. Hz. Âdem ise topraktandır. İyilik, güler yüz, tatlı dil güneş gibi; buzları eritir, karanlığı gündüze çevirir. Kimsenin kimseden üstünlüğü yoktur. Herkesin bir meziyeti, bir özelliği mevcuttur. Önemli olan o meziyet ve özellikleri ortaya çıkartmaya çalışmak. Başkalarının kusurlarını, hatalarını söylemeye kalkarsak, bizim de kusur ve hatalarımızı söylerler ki, o zaman dost bulamayız. Hz. Mevlana: “Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır” demiştir. Yunus da: “Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledik götürü/ yaratılanı severiz/ yaratandan ötürü” diyerek, iyimserliğin, pozitif yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu vurgulamışlardır.
Sevgi mi istiyoruz? Başkalarının bize saygılı olmasını mı arzuluyoruz? Bize değer verilmesinden memnuluk mu duyuyoruz?.. O zaman biz başkalarına karşı; sevgi ve saygıda kusur etmeyeceğiz, biz başkalarına değer vereceğiz, kusurları örteceğiz, oto kontrole tabi tutacağız kendimizi. Atalarımız: “Önce can, sonra canan” derken buna parmak basmak istemişlerdir.
İnsan olmanın temel amacı; kâmil insan olmaktır. Kemali, olgunluğu tercih etmedikten sonra, insan olmak bir kenara, yaşamak bile anlamsız olur. Kamil insan; dünyayı sırtında taşımaz, dünyanın sırtına biner. O, en mütevekkil insandır. Kaza ve kader anlayışının en iyi temsilcisi kâmil insandır diyebiliriz.
Mevlana; insandan söz ederken asıl olan insan-ı kâmil olmayı hedefler.  Onun için bazı hususlara dikkat edilmesini ister;

 “Dikenden gül çıkaran, kışı da bahar edebilir.”
“Her selviyi hür bir halde sere serpe yücelten, derdi de neşe haline getirir.”
“Bedene can verip dirilten, dirilttiğini öldürmezse ziyana mı girer?”


Yazarın Diğer Yazıları