M. Ergün ŞENCAN
M. Ergün ŞENCAN
smustafaergun@gmail.com

ANOMALİ 2007

13 Mayıs 2022, Cuma günü eklendi.

Esmalardan yansıyan en güzel "Selâm” üzerimize olsun.

 

Dikey ve anbean hızlanan bir düşme hissi, kemiklerimi kemiren öylesine bir korku… Var olmak için gereksinim duyduğum, öz kaynaklarım sızıyor/sızlıyor… Aşk, mai uzak ufuklarda, özlenen bir ütopya silueti sanki! Yazmanın anatomisi, gölgelerdeki yanılsamalardan ibaret, tüm kelimeler belki anlamsız. Belkiler, keşmekeşin tam ortasında, bir milat gibi gizli ve puslu ve ürkütücü ve ruhumda göz alabildiğine uzuyor. Evet! Ruh, beyin, kalp üçgeninin paradoks oluşturduğu referans nokta bu: silueti kemiren gümüş ayna ve yok oluşun cazibesi. Belki varsaymaktır yaşamak.

 

Dilim dilim çatallar artık antlaşma halinde çelik kaşıklarla. Şu an, porselen tabaklar çoktan yediler bifteklerini. Bir ben mi açım kutsala, bir ben mi bilgisizim böyle? Gelecek gelmeyecek! Peki ya şu güçlü yapışkana, yani kronik yorgunluğa ne demeli! Zaten bitkinim ve mücadele dolu her hücrem… Küçük notlar yazıyorum beynime. Unutmayayım kendimi; unutan, yok olurmuş ki asla bulunmam eski adresimde. Sessizlik tanımlamaz bazen yokluğu, gürültü benliği yutar!

 

Doğarken canım yanmış mı? Kalbim uğradığı hayal kırıklığını nasıl aşmış? Aydınlatır mı her ışık karanlıkları? Tüm zıtlar el pençe divan karşımda. Hesabını tek benim vereceğim bu tuhaf tiyatronun galasındayım... Repliklerin serinliğinde sefa süren, bir kara gübre böceği! Semboller, şifreler ve örümcek ağları anlatıyor eski bir efsaneyi. Gururla parlıyor çift sudan geçen kılıçlar! Saçlarımdaki yakamozlar, gözlerimdeki bal ve tüm gönlümü örten bir benzeyiş. Cenin gibi kıvrılmışım bir keçe battaniyeye. Öyleyse her yaz gebedir, biten baharla yeni ve soğuk bir kışa!

 

Çekiştirmeyin omuzlarımdaki zincirden, belimdeki ipten. Beni bağlayan yalancıktan ilmiklere pek güvenmeyin dostlar. Bana öğreten, öğrencime de öğretecek. Kitaplarla aram pek de iyi değil zaten, bir kez öleyim yeter! Ölüm, yüzyıllık çınarların bulutlara uzanmasına benzer.

 

Mekke'de yürüyen nur, nüfuz ediyor varlığımın her katresine. Evrensel döngü kendi sıfır noktasını yitiriyor. Denge bozuluyor, zenginleşiyor tüm garipler. Hayranlıkla izliyorum bu rıza şölenindeki ustalığı. Öylesine şaşıyorum ki kalbim yuvasından yitiyor. Felek sarmalıyor çatlak yumurta ısısını! Yekvücut dönüyoruz gayrıyla. Ayrılıklar dönüyor vuslata. Şekiller saygıyla eğiliyor ve selamlıyor bu dansı. Her şey dönüyor, çünkü var olmak semahla kucaklaşmaktır.

 

Serçe adımlarıyla zıplıyor nabzım sonsuzluğa. Her yanılsama gibi ben de azalıyorum, ışık arttıkça. Zindanımdayım: Zebraların çizgileriyle, kaplan benekleri benim haritam. Çıkıyorum tüm cesurların yolculuğuna, Apoptozis koydum adını da! Bir ân, var olmasam tüm çekim halkaları dağılırdı: hem de Subatoma doğru! Domino taşı değil miyim? İneğin sütü, kelebeğin kanadı, denizin mercanadası, yıldızın hüznü ve halkadakilerin yedincisi değil miyim? Neyim, kimim…

 

Kazanacağım, çünkü iyiyim! Sanatsal karmaşaya gülen bilimsel netlik, aynı kafaya ait iki burun deliği gibi. Madem öyle, bayramlıklarımızı giyelim, kefenin cebine de koyalım kopya kâğıtlarını. Yürüyelim arkadaşlar, artık dönmek zamanı! Terk edelim her yeri. Bu nasıl bir vahadır ki çölü ve akrepleri tercih ediyor, her yolu düşen. Ne dalgalanan boğucu sıcak ne de genzimdeki kum tadı, vazgeçiremiyor üşümekten! Sessizliği dürtüyor acılar, koynumda zehir büyüyor.

 

İçimi ağartan geceler, ah nasıl övsem ki sizi. Damarlarıma ulanan kızıl gül, aşkın dengi. Solmasın dirilen siyahınız, tek neferiniz ben kalsam bile! Gözyaşlarıma oturan çorak düşlere inat, kukla oynatan, geniş ve varışsız yollarda. Ruh emiciler varmış, öğle saatlerinde gezinen…

Bir yuduma bir adım kala buluşalım. Kordonu dolanmış yakasız gömleğin. Uyumsuzluk sarkıyor sineden içeri. Tıpkı yana düşen cansız kollar gibi! Döngüler var hatalarda, usanmadan süren, sabırla biteviye eğiten. Sır kuyusuna inmeden tek damla, her mahlûk can suyu kavgasında.

 

Her yanımdan kuşatılmış, sarmalanmışım iyiliğin ve kötülüğün ötesinde. İçimdeki benler bana karşı koalisyona gitmiş. Yolunu yitirmiş mazlum pusulalar, kendini içip susamış okyanuslar. Hepi topu bir yalana ayarlanmış meğer saatler. Sen diye bi'şey yokmuş. O (Hüve) varmış!

 

Hayra karşı geliniz.

Yorumlar
Personel Alımı ve Diğer İlanlar için Tıklayınız
SON DAKİKA HABERLERİ