Sanal Kumar Ekonomi ve Gençliğimiz İçin Beka Meselesidir
GÜNAH ADASININ ARKASINDA YATAN GERÇEKLER
MOTOSİKLET KAZASI!
YENİ DÜNYA DÜZENİNDE GÜÇLÜ OLMAYA MECBURUZ.
Yusuf Tekin istifa mı etsin?
AKLINI VE ALNINI TERLETENLER
Suriye çadır kent sorunu
CHP’nin Eksiye Yürüyüşü
Özbekistan’da 9 Şubat Ali Şir Nevayi’nin 585.Doğum Günü ve Bahar Bayramı
MİHALGAZİ BELEDİYE BAŞKANI ZEYNEP GÜNEŞ AKGÜN YALNIZ DEĞİLDİR.
ANNECİĞİM
ŞEMSİYENİ AÇ
Galibiyet Yine Yok ama Çok Yakın
Sahada futbol devamında umut vardı
Deprem Fırsat mı, Tehdit mi?
BİREYSELCİLİKTEN MEALCİLİĞE
Plaka basım atölyesinde yeni dönem
HEPİMİZ ÇARKIN İÇİNDEYİZ
Sosyal Medya: Abartı, Algı ve Sessiz Soygun
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
BATILILARIN KİRLETİLMİŞ MENDİLLERİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ
KAYGI
Ayaz Ata ve Nardugan
Yeni Yıl Dilekleri Tutarken, Kimleri Hâlâ Hayatımızda Tutuyoruz?
EĞİTİMDE BİR MİLAT BAŞLAMALI MI?
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
Son on yıl içinde günümüz dünyasının parlayan yıldızı sosyal medya oldu. İnsanların da -gariptir ki- aynı heyecan ve aynı endişeyle en büyük derdi de benzer hale geldi.
"Yaptığı paylaşım kaç beğeni almış, kim nereye gitmiş, ne yemiş ne içmiş…”
Görünürde çok masum gibi görünen, hatta dünyanın bir ucuna bağlanmamızı sağlayan yanlarıyla, pozitif bir algı oluşturan internetin sosyal medya yönüyle pek de masum kalamayacağı ortadadır aslında.
Gerçeklik algoritmasını bozan, insanı yalnızlaştıran ve kendine yabancı yapan bir gelişmeden bahsediyorum.
İnternet elbette ki çok kıymetli bir teknolojik gelişme ama sosyal medyayı çıkardığımız vakit…
Neden mi böyle söylüyorum?
Kalabalık bir takipçi listesi, binlerce beğeni, hikayelerde paylaşılan mutluluk dolu anlar, filtrelenmiş hayatlar… bu olumlu tablonun sonrasında ne beklenir?
Dışarıda karşılaştığımızda gülen yüzler, yalnızlık nedir bilmeyen toplumlar, öz benliğini ortaya koyan kendini gerçekleştirmiş insanlar değil mi?
Peki sizler, sosyal hayat içinde bu tablonun hangi kısmına hakimsiniz?..
Gençlerimiz bu bataklığın içinde kaybolurken kendileriyle ilgili pek çok manevi noktayı da kaybettiler. İnsanların özellikle de kadınların kendiyle barışık olmaması için prototip bir insan ırkı oluşturdular. Aynı fiziksel yapılar ikiz, üçüz, beşiz insanları doğurdu.
Herkes en pahalı arabaya binmek, en geniş evde oturmak, en şaşaalı hayatı yaşamak için inanılmaz bir yarışa girdi. Ve bunun sonunda yine insanın kendisi kaybetti ama henüz farkında değil…
Oysaki insan fizyolojisi, insan ruhu bu angaryalar için yaratılmamıştı.
Sosyal yarış bitkin bir ruhu beraberinde getirdi.
İnternetin bilgisayarın olmadığı yıllara bir dönün, hatırlamaya çalışın. Aile içinde kötü anlar dahi yaşansa derin bir paylaşım vardı, bu paylaşım hem zihnimizin geçmiş hatıralar bölümüne özlem dolu zamanları yerleştiriyor hem de o kötü anların telafisini yapmayı zorunlu kılıyordu.
Şimdi öyle mi? Sorun yaşamanıza bile gerek yok; yaşadığınız küçük bir pürüz anlaşmazlıklar silsilesine dönüşüverir ve muhatapların yalnızlığa hapsolduğu bir ömür başlar.
Göz göze gelmeden alınan hiçbir takdir yahut beğeni insanoğlunun kalbine işleyemez. Ne yazık ki değişen gerçeklik algoritması bunu bile anlamaya engeldir, bu sebeple artık insan kendi yalnızlığına bile yabancı…
Ayaz Ata ve Nardugan
Sûfî bir ses işittim uzaklardan…
Bocuk Gecesi Cadılar Bayramı’na Karşı
İlk Kelimemiz Son Sözümüzdür Türkçe
Dil Giderse Hafıza Susar…
Kendi nefsinde ara..!
Asla asla deme yaşam seni o aralığa sıkıştırıverir
DOĞUM VE ÖLÜM ARASINDA...
Yeni Bir Sayfa…
Sessizlik, Kabullenme, Vazgeçiş…