Milletin Sinirini Bozmayın!
SURİYE ZAFERİ’NİN 1. YILI VE DOHA ZİRVESİ
KAZA VE KADER İNANCINI DOĞRU ANLAMALIYIZ
Dolardan Kaçan Yatırımcıları Altının Cazibesi Baştan Çıkardı
TERAZİ
Çözüm Üreten Çağdaş Atan Aranıyor
KURALLARA UYMAMAK BAŞIMIZA GAİLE AÇIYOR!
TÜRK İSTİHBARATININ MİLLİLEŞMESİ
Mevlana, Hoca Efendi ve Diğerleri…
Skor 1-1, kazanan Rize!
CADILAR BAYRAMI’NIZ KUTLU OLSUN MU?
Derbiyi kimin kazanacağını yapay zekaya sorduk? Yapay zeka ‘FB’ dedi
ŞEMS ve MEVLÂNÂ’NIN KARŞILAŞMASI
SAĞLIK BAKANINA MEKTUP
11. YARGI PAKETİNE LGBT’DE EKLENMELİ
BİZİM KUŞAĞA OKUMAYI SEVDİREN YAZAR KEMALETTİN TUĞCU
Bocuk Gecesi Cadılar Bayramı’na Karşı
Samsunspor ders verdi, Konyaspor izledi…
Bırakmanın İnceliği
Milletin ekmeği ile oynamayın! Konya’da ekmek neden zamlandı?
Musluktan Akan Yalanlar, Akmayan Sular
Yüzyıllar içinde, farklı coğrafyalardan esintilerle, kimi zaman göçebe hayatın rüzgarını kimi zaman da yerleşik yaşamın izlerini gördüğümüz kıymetli bir ana dile sahibiz.
Güçlü imparatorlukların, farklı coğrafyaların ve kültürlerin etkisini üzerinde taşımış bir dil olan Türkçemizin kelime hazinesi de bu oranda gelişmiş ve artmıştır.
Ancak sosyal ve siyasi sebeplerden dolayı dünya üzerinde değişen güç dengesiyle birlikte, dışarıdan gelen sözcüklerin gölgesinde özgün kelimelerimizi unutabildiğimiz de bir gerçektir.
Örneğin; bugün sıkça kullandığımız Farsça "şehir” kelimesi için Orhun Abideleri'nde geçen özgün bir kelime vardır: "balık.”
Benzer biçimde Arapça "halk” kelimesinin tarihî metinlerde karşılığı "bodun/budundur”; bir toplumu, bir milleti ifade eder.
Arapça ḥukm ve Farsça -dār ekinin birleşimiyle oluşan "hükümdar” ise, Eski Türk dünyasında hem siyasal hem de kültürel bir anlam taşıyan "kağan” kelimesiyle karşılanır.
Bazı sözcüklerimiz, anlamını yitirmiş olsa da izlerini dilimizin başka kelimelerinde sürdürmektedir.
Bugün süvari sözcüğünde yaşayan "sü” eski metinlerde "asker, ordu” anlamlarında kullanılırdı.
"Güneş” ve "gün” anlamına gelen "kün” kelimesi de bugünkü "gün” kelimesinin eski hâlidir.
"Ev, tapınak” anlamına gelen "bark” kelimesini; "ev bark” ikilemesinde görürüz.
"Yazıg” kelimesi, "suç, günah” anlamına gelir ve bugün "yazık” kelimesinde yaşar.
"Yal” ise Eski Türkçede "parlak” demektir; bugün bu kelime "yaldız” kelimesinde,
"Bek” Eski Türkçede "katı, sağlam” demektir; bugün bu kelime "bekçi” kelimesinde,
"Kut” Eski Türkçede "saadet, mutluluk” demektir; bugün bu kelime "kutlama” kelimesinde yaşamaktadır.
Gördüğünüz birkaç kelime üzerinden bakıldığında bile dilimize sadık kalmak zor değildir. Yalnızca Türkçe konuşmayı istemek ve bunu hassasiyetle nesilden nesile aktarmayı ön koşul olarak görmek gerekir. Bu durum eskiyi, unutulmaya yüz tutmuş olanı hatırlamak yani nostalji yapmak demek değildir. Bu tam olarak kimliğimizi dilimizle hissetmek, aidiyet duygusuyla yaşayabilmek demektir.
Keza dilimizin geçmişiyle kurduğu bağın üzerine Türkçe ilaveler yapabilmek de devlet ve toplum birlikteliğini güçlendirecektir.
Sözün özü katman katman olan Türk dilini derinlemesine öğrenmek boynumuzun borcudur.
Unutmayınız: Ana dilimiz tek menzilimiz, son kalemizdir.
Bocuk Gecesi Cadılar Bayramı’na Karşı
Dil Giderse Hafıza Susar…
Değişen Gerçeklik Algoritması
Kendi nefsinde ara..!
Asla asla deme yaşam seni o aralığa sıkıştırıverir
DOĞUM VE ÖLÜM ARASINDA...
Yeni Bir Sayfa…
Sessizlik, Kabullenme, Vazgeçiş…
Sancımız GAZZE…
Mutluyduk…