YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
OSMANLI’YI KONYA KURDU
İki Yüzlü Muhafazakârlar ve Bir Adam Yaratmak
AFYONKARAHİSAR KİTAP GÜNLERİ
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
BİR GÜNE SIĞAR MI?
Ev gençleri sorunu ekonomik beka meselesidir
SU VE GELECEK
Çiğne/Hazmet/Düşün/Kendini Yeniden Tasarla!
Konyaspor’da artık bütün yollar finale çıkıyor…
Özbekistan’da “9 Mayıs Xotira va qadrlash kuni’’ Anma ve Saygı Günü, Hatıra ve Kıymet Verme Günü
Türkiye-Suriye Kalkınma Hattı
Yolun Sonu Kupa Olsun
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
5G NE KADAR GÜVENLİ?
AKŞAM OLMAKTA
Berkan Kutlu, Konya mutlu
Ateşkes mi, Sadece Bir Ara Mola mı? İran–ABD Geriliminin Gerçek Anlamı
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
5816 KALDIRILMALI MI?
İRAN’DAN SONRA SIRA KİMDE?
Her gördüğümüzü bildiğimizi sanıyoruz.
Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir insanın kalbine dair cümleler kuruyor, o cümleleri de hükme çeviriyoruz. Ne hikâyesini dinliyoruz, ne gözyaşını görüyoruz, ne de Rabbimizin ilminden bir zerre taşıyoruz. Ama yine de yargılıyoruz.
Zamanımızın en sinsi hastalığı işte budur. İnsanları hâlleriyle yargılamak.
Kıyafetine bakıp ahlâkını, konuşmasına bakıp takvasını, oturuşuna bakıp kalbindeki fırtınaları okumaya çalışıyoruz. Ve çoğu zaman yanılıyoruz. Çünkü dış görünüş, kalbin aynası değildir.
Oysa Kur'an bize ne diyor?
"Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır."(Hucurât, 12)
Ama biz zanda da durmuyoruz. Zan ile hüküm veriyor, zan ile infaz ediyoruz.
Unutuyoruz. Kimin Allah'a yakın, kimin uzak olduğunu yalnız Rabbimiz bilir. Biz bilmeyiz. Bizim işimiz yargılamak değil, dua etmektir.
Dışa değil, kalbe bakmak gerek. Bir mümin, dış kalıplara değil, kalbin kıblesine bakar. Secdeyi alınlarda değil, gönüllerde arar. Çünkü Allah, suretlere değil, kalplere nazar eder.
Şeyh Edebâli ne güzel der. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın. Biz de şöyle diyelim. İnsanı yargılama ki gönül yaşasın. Kalp daim Allah ile olsun.
Bazen birini bir yerde, bir hâlde görüyoruz. İçimizden "Bu adamdan hayır gelmez” diyoruz.
Bazen bir kadının örtüsünü, bir gencin saçını, bir ihtiyarın bakışını beğenmiyoruz.
Ve hemen hükmü kesiyoruz. Bu yoldan sapmış! Neye göre? Kime göre? Kalbinin derinliğini bilmeden, secdelerindeki sesleri duymadan mı? Perdelere bakıyoruz ama içeriği görmüyoruz. Oysa bilmiyoruz. Bilemeyiz. Belki o genç, geceleri gözyaşıyla secdeye kapanıyordur. Belki hor gördüğümüz o kişi, içten içe tövbe tufanındadır. Belki de Rabbimiz onu bizim imtihanımız için karşımıza çıkarmıştır.
İmam-ı Azam'ın şu nasihati ne büyük bir derstir. Birini günah işlerken görsen bile hemen hüküm verme. Belki tövbe etti, senin bilmediğin bir anda Rabbinin dostu oldu.
Biz ise içimizde bir mahkeme kurmuşuz. Henüz mahşer kurulmamış ama biz cezaları kesmişiz. Merhameti elden bırakmış, kibirle etiketlemişiz insanları.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), günahkâr bilinen biri için dua ettiğinde sahabeler hayret eder. Ama O, şöyle buyurur. Belki Allah'a sizden daha yakındır.
Ne olurdu biz de O'nun gibi bakabilseydik insanlara. Ne olurdu yargılamak yerine dua edebilseydik. Ne olurdu yaftalamak yerine dinleyebilseydik hikâyeleri. Şimdi kendimize soralım. Ben insanları hâlleriyle mi, yoksa hakikatleriyle mi değerlendiriyorum? Ben zanla mı yaşıyorum, yoksa anlayışla mı? Ben hüküm mü veriyorum, yoksa dua mı ediyorum?
Unutmayalım. Yargıladığımız her kalp, bir gün bizim hakkımızda hüküm verebilir. Ve Allah, kullarını hâlleriyle değil, son nefesleriyle yargılar. Bu yüzden susmasını, sabretmesini, dua etmesini öğrenmeliyiz.
Birini gördün, hâlini beğenmedin mi? Onu yargılama. Onun için dua et. Birini gördün, sana uzak mı geldi? Onu suçlama. Onun hikâyesini dinle. Birini tanımıyorsun ama hüküm veriyorsun? Susalım! Kalbimizi temizleyelim. Belki Allah katında bizden üstündür.
Unutmayalım ki biz, insanların hâllerini değil, sadece görünen yüzlerini seyredebiliriz. Fakat kalpleri bilen yalnızca Allah'tır. Bizim hükmümüz eksiktir, ama O'nun hükmü tamdır. Bizim bakışımız perdeli, O'nun nazarı hakikattir.
Öyleyse bize düşen, yargılamak değil, dua etmek, yaftalamak değil, anlamaya çalışmak, incitmek değil, merhametle yaklaşmaktır. Çünkü mahkeme-i kübra kurulmadan, hiçbirimizin kesin hüküm verme hakkı yoktur.
Bir gün hepimiz, kendi kalbimizin hesabını vereceğiz. O gün bize sorulacak olan şudur.
"Sen başkasının kalbine bakmaya mı çalıştın, yoksa kendi kalbini temizlemeye mi?”
Çünkü mahkeme kurulmadı henüz. O hâlde. Konuşmadan önce susmayı, sabretmeyi öğrenelim, Yargılamadan önce dua etmeyi öğrenelim. Belki de bizim hüküm verdiklerimiz, çoktan affedilmişlerdir. Çünkü son sözü sen değil, ben değil, insanlar değil. yalnızca Allah cc hu kelam edecektir.
YILDIRIM HAN BRE DOĞAN YETİŞTİK SABREDİN
NESİLLLERİMİZİ HAKİKATİN DOĞRULARIYLA YETİŞTİRMELİYİZ
KAYBOLAN NESİL DEĞİL KAYDIRILAN YÖNDÜR
ÇOCUKLARIMIZI NEYE KURBAN EDİYORUZ
GÜNDEMİNİ KAYBEDEN ÜMMET NESLİNİDE KAYBEDER
DİL BOZULURSA TOPLUM ÇÖZÜLÜR
İSLAM’DA İNSAN GEÇMİŞİYLE DEĞİL, İSTİKAMETİYLE ÖLÇÜLÜR
YANLIŞ TRENE BİNDİKTEN SONRA KORİDORDA TERS YÜRÜMENİN FAYDASI OLMAZ
BİZİM MUHSİN BİR ŞEHİDİN ARDINDAN KALAN MİRAS VE VİCDAN MUHASEBESİ
RAMAZAN MEKTEBİNDEN MEZUN OLMAK DEĞİL RAMAZAN’I HAYATA TAŞIMAK