28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
Konya, 28 Şubat seküler darbesinin o karanlık ve ağır baskılarına karşı eşsiz bir sivil direniş sergileyen kahramanını; aynı zamanda şehirde ihtiyaç sahiplerine yönelik yardım faaliyetlerini başlatan ilk belediye başkanlarından birini kaybetti. İsmail Öksüzler'in vefatı, yalnızca dürüst bir siyasetçinin değil, adaletin, sivil iradenin ve toprak gibi tevazunun vücut bulmuş halinin aramızdan ayrılışıdır.
Çocukluk yıllarımda, 1985'te Aydınlıkevler'de komşumuz olarak tanıdığım İsmail Öksüzler abi, sonradan Tüybek Çarşısı açıldığında babamın işyeri komşusu olmuştu. Mühendis olarak çalıştığı Konya Belediyesi'nde, 1987 yılında seçim öncesi işe alımlardaki haksızlıklara rıza göstermeyip yönetimle ters düşünce dışlanmış, bedel ödemiş bir memurdu. Ancak kaderin tecellisiyle o dışlanan mühendis, Milli Görüş geleneğinin temsilcisi olarak Refah Partisi çatısı altında Konya'nın en büyük ilçesi olan Selçuklu'ya Kurucu Belediye Başkanı olarak alnının akıyla geri döndü. İki dönem boyunca, tam 10 yıl süren bu görevinde liyakati manevi değerlerle harmanlayarak şehri başarıyla yönetti. Adaleti ve o toprak gibi tevazusunu hiç elden bırakmadı; öyle ki, zamanının büyük bir kısmını eşinin Tüybek Çarşısı'ndaki eczanesinde geçirecek kadar içimizden, şatafattan uzak ve bizden biriydi.
Onun asıl büyüklüğü ve sivil iradeye olan sarsılmaz inancı, Türkiye'nin siyasi tarihine "postmodern darbe" olarak geçen o karanlık 28 Şubat sürecinde ortaya çıktı. Askeri vesayetin ve ideolojik dayatmaların en yoğun hissedildiği yerlerden biri olan Konya'da, birçok kişinin gücün karşısında boyun eğip tabiri caizse "postal yaladığı" o zorlu günlerde o, eşsiz bir sivil dik duruş sergiledi. İmam Hatip okullarında tırnak kontrolü bahanesiyle küçük çocukları taciz eden garnizon komutanı Tümgeneral Mehmet Kenzi Suner'in ve dönemin Valisi Namık Günel'in siyasete müdahaleci tutumları karşısında zerre geri adım atmadı.
1998 yılının Aralık ayında, Mevlâna Celaleddin-i Rumi'yi anma etkinliklerindeki bir sergi açılışında yaşananlar ise bu sivil direnişin zirve noktası oldu. Kürsüye çıkan Öksüzler, Mevlâna'nın felsefesinden hareketle her yöneticinin nihayetinde toprak olacağını ve makamların gelip geçici olduğunu hatırlatarak o tarihi çıkışını yaptı. Gözlerini salondaki mülki ve askeri erkana dikerek, "Başkan da, vali de, paşa da haddini bilmeli, toprak gibi mütevazı olmalı" diye haykırdı. Bu felsefi hakikati barındıran sözler üzerine Garnizon Komutanı Tümgeneral Kenzi Suner oturduğu yerden fırlayarak, "Ne vali, ne komutan için haddini bilsin diyemezsin. Bize haddimizi bildiremezsiniz. Lütfen haddinizi bilin!" diyerek siyasete ve sivil hayata müdahaleci arsızlığını burada da sürdürdü. Öksüzler hiçbir şahsı hedef almadığını, hakikati dile getirdiğini belirterek zerre taviz vermese de, Vali Namık Günel "Yasal olarak gereğini yapacağım" diyerek hemen medya mensuplarından ve valilik görevlilerinden tüm kamera ve ses kayıtlarını toplatıp hakkında suç duyurusunda bulundu ve yasal bir linç süreci başlattı. Öksüzler, bu linç döneminde en büyük yarayı kendi çevresindeki birlikte siyaset yaptığı arkadaşlarından aldı.
28 Şubat'ın ordu-bürokrasi merkezli baskı düzeninde, Refah Partili bir belediye başkanı olarak müfettiş incelemeleriyle ve idari baskılarla boğuşan Öksüzler'e, bu onurlu direnişin faturası vesayet yargısı eliyle verilen 5 ay 25 günlük hapis cezası olarak kesildi. Buna rağmen asla yılmadı; askeri erkanın mülki ve sivil idare üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküme boyun eğmeyerek 1989'da başladığı görevini, o çetin rüzgarların sonuna, 1999 yılındaki yerel seçimlere kadar tam kararlılıkla sürdürdü. Ancak darbenin, hapis cezalarının ve vesayetin bile alaşağı edemediği bu vakur adamı, ne yazık ki siyasi arenadaki kendi yol arkadaşları bir yol ayrımına götürüp, halkın arkasındaki büyük desteğine rağmen onu belediye başkanlığından etti.
Yıllar sonra, o karanlık dönemin baskısıyla onu yargılayan hâkim büyük bir vicdan azabıyla gelip kendisinden helallik alsa da; İsmail abi gazetecilerin önünde o vali ve garnizon komutanına hakkını hiçbir zaman helal etmeyeceğini, bu büyük davasını mahşere bıraktığını açıkça ilan etti. O günlerde her türlü bedeli ödemeyi göze alarak ettiği o "haddini bilme" çağrısı ve sergilediği sivil direnç, aradan geçen onca yıla rağmen bugün Türkiye'de sivil-asker ilişkilerinde, yerel yönetim tarihinde ve sivil hakların savunulmasında unutulmaz bir sembol, yüreklerimizde yaşayan biri olmaya devam etmektedir.
Bulduğu rahmet, yurdu selamet olsun…
Yazarın Diğer Yazıları