DOLAR
44,15
EURO
51,30
STERLİN
59,03
GRAM
7.458,68
ÇEYREK
12.318,69
YARIM ALTIN
24.555,26
CUMHURİYET ALTINI
48.901,47
Bekir Şahin
Bekir Şahin
bsahin@yenikonya.com.tr
05 Mart 2026 Perşembe günü yayınlandı
DİĞER YAZARLARIMIZ

Konya’dan Haremeyn’e Uzanan Bir Ömür (2)

Tahir Hoca'nın hayatına kısaca bakmadan onu anlamamız mümkün değil. O, 1926'da Konya'da doğdu. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş döneminin tam ortasına düşen bir çocukluk… Bir yanda kökü asırlara dayanan bir medeniyet, diğer yanda her şeyi yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet aklı… Böyle bir kırılma döneminde büyüdü.

İlk eğitimini mahalle hocalarında aldı. Ardından modern mektep ile klasik medrese çizgisinin kesiştiği bir yolda yürüdü. Daha ortaokul son sınıftayken, bir vaaz dinliyor ve aldığı bir kararla resmi eğitimini bırakıp İslam ilimlerine yöneliyor. Bu, o yaşta bir gencin hayatını bütünüyle değiştirecek bir tercihtir. Biz bugün, gençlere "kariyer planlaması” anlatıyoruz; o günün genci, "ahiret planlaması” yaparak hayatının istikametini belirliyor.

Hafızlığını tamamlıyor, Arapça ve Farsça öğreniyor; hadis, fıkıh, tefsir, kelam, meani, beyan, belagat… Bütün bunları sadece bir diploma için değil, insanlara anlatacağı hakikat daha berrak olsun diye tahsil ediyor. Bir yandan medrese havasında okuyor, öte yandan camilerde vaaz ediyor. O yıllar için bu, ciddi bir cesaret işidir. Çünkü belli dönemlerde Kur'an öğretimi bile takip edilen, Arap harfleri bile sakıncalı görülen bir zeminde bu işlerle meşgul oluyor.

Askerlik sonrası, Konya merkez vaizi olarak görev yapmaya başladığında henüz genç bir delikanlıdır. Fakat kürsüye çıktığında, cemaatin gözünde artık bir "delikanlı” değil, "kanaat önderi” konumundadır. Zira ondaki söz, yaşanmışlığın, çilenin, gecelerin, gözyaşlarının süzgecinden geçmiştir.

Sonra hayatı Burdur'a, Isparta'ya, Ankara'ya, Haremeyn'e, Avrupa'ya uzanır. Sürgünler görür, yasaklar yaşar, mahkemelere çıkar, siyasete girer, hapishane duvarlarına bakar ama bir şeyi hiç bırakmaz: vaaz kürsüsünü… İster camide olsun, ister bir spor salonunda, ister Aydınlar Ocağı gibi kültür mekânlarında; o konuştuğunda, mekân değil, söz kendisini hissettirirdi.


Yazarın Diğer Yazıları