Küçücük çocuklar neden yarı çıplak giyinmeye mecbur bırakılıyor?
TOPRAĞINI KAYBEDEN GELECEĞİNİ KAYBEDER
DÜNYAYA GELMEKLE İŞ BİTMİYOR
AŞÛRE GÜNÜ VE KANAYAN YARAMIZ KERBELA
Ölüm Güzel Şey
Reel sektör faiz tehdidi altında
YENİ DÜNYA DÜZENİNİN ŞAFAĞINA DOĞRU
Yardım Değil Destek!
“İYİ Kİ VARSINIZ“
2 ASIRLIK HATANIN BEDELİ KAYBOLAN GENÇLİK
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
Necmeddin Kübra Uluslararası Sempozyumu ve Ebu Reyhan Biruni Ürgenç Devlet Üniversitesi
EN İYİ ARKADAŞIM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
28 Şubat’ın Sivil Kahramanına Veda
SAHİBİNİ ARAYAN MADALYA
AKŞAM OLMAKTA
ÇOCUK VE HAYAT - Çocuklar neden içine kapanır?
Sarı Lacivert Kemer
Konya’ya Bahar Geldi
İnsana İyi Gelen Melodiler
Tahir Hoca'nın hayatına kısaca bakmadan onu anlamamız mümkün değil. O, 1926'da Konya'da doğdu. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş döneminin tam ortasına düşen bir çocukluk… Bir yanda kökü asırlara dayanan bir medeniyet, diğer yanda her şeyi yeniden tanımlamaya çalışan bir devlet aklı… Böyle bir kırılma döneminde büyüdü.
İlk eğitimini mahalle hocalarında aldı. Ardından modern mektep ile klasik medrese çizgisinin kesiştiği bir yolda yürüdü. Daha ortaokul son sınıftayken, bir vaaz dinliyor ve aldığı bir kararla resmi eğitimini bırakıp İslam ilimlerine yöneliyor. Bu, o yaşta bir gencin hayatını bütünüyle değiştirecek bir tercihtir. Biz bugün, gençlere "kariyer planlaması” anlatıyoruz; o günün genci, "ahiret planlaması” yaparak hayatının istikametini belirliyor.
Hafızlığını tamamlıyor, Arapça ve Farsça öğreniyor; hadis, fıkıh, tefsir, kelam, meani, beyan, belagat… Bütün bunları sadece bir diploma için değil, insanlara anlatacağı hakikat daha berrak olsun diye tahsil ediyor. Bir yandan medrese havasında okuyor, öte yandan camilerde vaaz ediyor. O yıllar için bu, ciddi bir cesaret işidir. Çünkü belli dönemlerde Kur'an öğretimi bile takip edilen, Arap harfleri bile sakıncalı görülen bir zeminde bu işlerle meşgul oluyor.
Askerlik sonrası, Konya merkez vaizi olarak görev yapmaya başladığında henüz genç bir delikanlıdır. Fakat kürsüye çıktığında, cemaatin gözünde artık bir "delikanlı” değil, "kanaat önderi” konumundadır. Zira ondaki söz, yaşanmışlığın, çilenin, gecelerin, gözyaşlarının süzgecinden geçmiştir.
Sonra hayatı Burdur'a, Isparta'ya, Ankara'ya, Haremeyn'e, Avrupa'ya uzanır. Sürgünler görür, yasaklar yaşar, mahkemelere çıkar, siyasete girer, hapishane duvarlarına bakar ama bir şeyi hiç bırakmaz: vaaz kürsüsünü… İster camide olsun, ister bir spor salonunda, ister Aydınlar Ocağı gibi kültür mekânlarında; o konuştuğunda, mekân değil, söz kendisini hissettirirdi.
Selçuklu Konferansları ve Ölümsüzleşen Mirası
YAZMA ESERLERİN İZİNDE: KONYA’DAN DÜNYAYA UZANAN BİR HAFIZA KÖPRÜSÜ
Hadiselerin ve Zamanın Ötesinde Bir İlim Ocağı: Hâdimî Kütüphanesi ve Yazma Eserlerin İzinde
Bir Şehrin Hatıra Defteri: Şehr-i Han
Kadınhanı’nın Manevi Mimarlarından: Karabağlı Mehmet Emin Hoca
Cezayir Laghouat’ta Sûfî Semâ ve Konya’nın Sessiz Diplomasisi
İnsanlığın Yükü: Hafızanın, Emanetin ve İadenin Sergisi
Aydın’daki Diğer Hazine: Bedri Noyan Dedebaba Koleksiyonu
Cahit Öztelli Koleksiyonu Araştırıcılarını Bekliyor -1-
Bir Dergi Kapağından Türbelerin Hafızasına