Bir deli Göçü’de kuyuya taş attı! Koca bir şehir çıkaramıyor
Sektörel Ücret Dengesizlikleri Büyümeyi Tehdit Ediyor
MEKKE’DE DOĞAN TEVHİD, AKABE’DE VERİLEN SÖZ 1. BÖLÜM
“BEN”LİKTEN, “BİZ”LİĞE
Bir Kitap, Bir Dipnot ve Bir Medeniyet Meselesi
Özbekistan Mergilan Şehrinde Muhteşem Bir Merkez: Burhaneddin el-Marğinani İlim, Eğitim ve Turizm Külliyesi/ Kompleksi
AK Parti’nin Rantçı Şımarıkları
BEN İNSANIM
İSLÂMİ NATO’NUN AYAK SESLERİ
ŞAKA MI, SAYGISIZLIK MI ???
Beşten Dördü Gitti, Biri Kaldı!
Mekke Anlaşması
OSMANLIDA BİR RAMAZAN NASIL GEÇERDİ?-2-
TÜRKİYE’NİN AFRO-AVRASYA’NIN BÜTÜN ENERJİ VE TEDARİK KORİDORLARINDA VE HATLARINDA YÜKSELEN GÜÇ ETKİSİNİN STRATEJİK GÜÇ ÇARPANI MİMARİSİ DAHA DA DERİNLEŞİYOR.
GENÇLİĞİMİZİ ve GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDEN EN BÜYÜK TEHDİT UYUŞTURUCU BAĞIMLILIĞI BELASI
TOPLUMSAL YOZLAŞMA VE OKUL MEZUNİYET PARTİLERİ
Bu Ne Perhiz ? Bu Ne Lahana Turşusu ?
AYDOĞDU’DAN DÜNYA BELEDİYELER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA…
İĞNE ELİMDEYDİ, SÖKÜĞÜ GÖREMEDİM
Savaşın Yeni Yüzü: Ekran Başındaki Cepheler ve Simülasyonun Gücü
Kupayı Trabzonspor Kazanmadı Konyaspor Kaybetti.
Her şey için teşekkürler Konyaspor…
Onun Mesnevi'de konu edindiği diğer bir mutasavvıf, III. Yüzyıl Mısır sufilerinden Zu'n-Nûn-ı Mısrî'dir. Halife Mütevekkil döneminde Mısırlılar, bu zatı, zındıklıkla suçlamışlar ve onu Mısır'dan sürmüşlerdi. Bir defasında deli oldu diye Mısır'da tımarhaneye konulmuş, dostlarından bazıları ziyaretine gitmiş, Zunnun onlara: "Kimsiniz?” diye sormuş, onlar da "Senin dostlarınız” demeleri üzerine taş atmaya başlamış, gelenlerin kaçıştıklarını görünce kahkaha ile gülmüş; "Vay gidi dostlar vay! Dost, dostun cefasından kaçar mı? Dost altın misali, cefa ateş gibidir ki halis altının ateşte tasfiye edilmesi lazımdır.” demişti. Mevlâna, eserinde bu zatın cezbesini anlatır, halkın tahammül edemediğini ve kendisine deli dediğini hikâye eder ve kendi haliyle bu zatın halini kıyaslar.
Böylesi delilik, Zu'n-Nûn-ı Mısrî'nin de başına geldi.
Ondan, yeniden-yeniye coşkunluklar meydana gelmedeydi, yeniden yeniye delirip gidiyordu.
Öylesine coşuyordu ki bu coşkunluk, göğün bile yüceliğini aşıyordu; ciğerler, o coşkunlukta tuzlanıyordu.
A çorak toprak, kendine gel; kendi coşkunluğunu, tertemiz kişilerin coşkunluğunun yanı başına koyma.
Halk, onun coşkunluğuna dayanamıyordu; ateşi, halkın sakalını tutuşturuyordu.
Avamın (halkın) sakalına ateş düşünce onu tuttular, bağlayıp zindana attılar.
Mevlâna tasavvufa yöneldiği dönemde kendisini etkileyen önemli şahsiyetlerden biri olan Zu'n-Nûn-ı Mısrî'yi bir başka yerde referans olarak alır.
Gönle vuran güzellik göze de görünseydi her elini, yüzünü yumuyan kirli kişi Şeyh Zûn-Nûn kesilirdi.
Ey bakınıp duran tacir, ne vakte dek bakıp kalacaksın? Sevgiliyi elde etmek ucuz olsaydı bu bakışla sevgili meydana çıkardı elbet.
Yeni bir konuk geldi amma şu nimetler bütün dünyaya yeter, hatta dünyadakiler daha fazla olsaydı nimetler de daha fazla gelirdi.
Mevlâna, Mesnevi'de kimi zaman grup veya topluluklara yer vermiştir. Bunlardan biri de "İhvânu's-Safâ ve Hullânu'l-Vefâ” yani "tertemiz kardeşler ve vefâ dostları” adındaki gruptur. "İhvânu's-Safâ” hicri II. Yüzyılda kurulan ve III. Yüzyılda Basra'yı merkez edinen Yunan felsefesini İslâm'a tatbik eden ve İsmâilî inancını benimseyen ve kimliklerini gizleyen bir topluluktur. Bu topluluğun kaleme aldığı elli iki risaleye de "Resailu İhvâni's-Safâ” denmiştir. Bu risaleler, yıldız bilgisine, matematiğe, metafiziğe, felsefeye, mantıka, ilahiyata tasavvufa aittir. Bu bakımdan, devrine ait bilimsel bir ansiklopedi mahiyetindedir. Bu risalelere göre kâinat, Tanrı'dan; güneşin ışığın güneşten zuhuru gibi zahir olmuştur. Mutlak varlık olan Tanrı'dan akıl, ondan nefis, yani aktif ve pasif kabiliyet, nefisten madde, ondan tabiat, tabiattan cisim, cisimden dokuz gök, onlardan dört unsur; göklerle unsurlardan cansızlar, nebatlar ve canlılar meydana gelmiştir. Böylece bu sistemi yazılı olarak önce bu risalelerde görmekteyiz. İhvânu's-safâ'nın siyasi etkisini bütün açıklığıyla bilmiyorsak da İslam düşüncesindeki tesiri çok büyük olmuştur. Bunlar, Hint-İran ve Yunan felsefesini İslam'a tatbik eden "hukemâ” felsefesini meydana getirmişlerdir ki aşırı vahdetçi tasavvuf ehlinin inançları da bunlarla yoğrulmuştur.
Mevlâna, düşüncelerini desteklediği bu gruba Mesnevî'de olduğu gibi Divân-ı Kebir ve Mektuplar adlı eserlerinde de yer verir:
Dışarıda yoldaşlarım var, gönlümde iş erleri. Evde bir bölük dilber hepsi de tertemiz kardeşler (İhvân-ı Safâ) sofasında.
Ey bahçenin, yeşilliğin aydınlığı, ey selvinin, yaseminin sâkisi, seni andım da ağzım tatlılandı.
Mektuplar'da ise şöyle anmaktadır:
Ayrılık vehminin, ayrılık hayâlinin gelemeyeceği, usanç korkusunun, kötülük zararının uğrayamayacağı, huy aykırılığının bozamayacağı, ayrılık kargasının ötemeyeceği, zamane düzeninin yol bulamayacağı bir kavuşup buluşmayı arzuluyorum. O İhvân-ı Safâ'nın, o vefâlı arkadaşlar meclisinin toplandığı sarayın perdesine, ölümsüzlük, ebedîlik yazısıyla, bu, öylesine bir kavuşup buluşma ki artık bundan böyle ayrılık yok; "Bu öylesine bir yaşayış ki ardında ölüm yok; ölüm öylesine boğazlandı ki artık dirilemez yazısı yazılsın. O güzel huylu, o temiz yaradılışlı zâtla böyle bir kavuşup buluşmayı, Tanrı kolaylaştırsın, Tanrı hazırlasın inşaallâhu teâlâ.
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÜLTÜR VE EDEBİYAT MERKEZLERİ ve TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ KONYA ŞUBESİ ÖRNEĞİ
AHLAK VE VİCDANIN SESİ MISIRLI YAZAR MUSTAFA LUTFİ EL-MENFALUTİ
BİZİM KUŞAĞA OKUMAYI SEVDİREN YAZAR KEMALETTİN TUĞCU
BİR KİTAP FUARININ ARDINDAN
HASTALIK BİR NİMET MİDİR?
HER ŞEY O’NU HATIRLATIYOR DEMİRDEKİ HİKMET
HAYATIN ANLAMINI KAVRAYAN İKİ ŞAHSİYET KUSS B. SAİDA VE EBU’L-BEKA ER-RUNDÎ
ASIRLIK ÇINAR ALTINDA AKŞEHİR
GAZZE KONUSUNDA DURUŞUMUZ NASIL OLMALI
TÜRKLERDEN ÇOK BATILILARIN İLGİ GÖSTERDİĞİ BİR MÜSLÜMAN TÜRK BİLGİNİ İBNİ SİNA